Aralık, 2009 için arşiv

Tarlabaşı Soylulaştırılmadan !!!

Posted in destek, haberler, hak mücadeleleri, kampanya, kentsel dönüşüm, söyleşi - panel - tartışma, yaşam alanı, şehir on Aralık 31, 2009 by kontrahaber

Küresel ve yerel sermayenin yaşam alanlarımıza saldırısı, ara vermeksizin devam ediyor.
Şimdi sıra Tarlabaşı’nda…
Yaklaşık üç yıl önce kentsel yenileme alanı olarak ilan edilen Tarlabaşı, kanunsuzluğun ve adaletsizliğin yönlendirdiği bir sürecin ardından yıkımla karşı karşıyadır. Daha önce de zorunlu göçün mağduru olan Tarlabaşı sakinleri tekrar bir sürgünle karşı karşıya kalmak üzereler. Kamulaştırma tebligatlarının evlere yollanmaya başladığı şu günlerde, bizler de çok geç olmadan yaşanacak yıkımlarla ve mağduriyetlerle nasıl başa çıkacağımızı, Tarlabaşı’nın sesini kamuoyuna nasıl duyurabileceğimizi konuşmak üzere Tarlabaşı’nda bir araya geliyoruz. Bu nedenle meseleye duyarlı, bütün toplumsal muhalefet bileşenlerini, grupları ve bireyleri Tarlabaşı’na davet ediyoruz.

4 OCAK 2010 ( Pazartesi )

18:00

TMMOB

Reklamlar

Barış İçin Kadın Noktasında bir kez daha buluşuyoruz

Posted in destek, eylem, haberler, kadın hakları, kampanya, şehir on Aralık 31, 2009 by kontrahaber

Barış İçin Kadın Noktasında bir kez daha buluşuyoruz.

ARTIK YETER!

Ölümlerin son bulmasını, silahların susmasını istiyoruz.

TBMM’de konuşulan bütçenin büyük payının savaşa, silahlara, tanklara değil kadın sığınaklarına, eğitime, sağlığa aktarılmasını istiyoruz. Şovenizmden uzak kardeşçe bir yaşam istiyoruz.

Bu taleplerimizi dile getirmek için yan yana olalım istiyoruz. 19 Aralıkta Kadıköyde, 26 Aralıkta Taksim’deydik. Bu hafta da farklı dillerde barış dileklerimizle Kadın Barış Noktası için Kartalda buluşalım. Her yer barış noktası olsun.

İstanbul Barış İçin Kadın Girişimi

2 Ocak 2010 Cumartesi

12.00

Kartal Meydanı, İstanbul

not:

haydarpasadan banliyo treniyle kartal a ulasabilirsiniz..saatler:
haydarpasa kalkis 10:46 kartal varis 11:18 veya
haydarpasa kalkis 11:05 kartal varis 11:37

Dersim Üzerine Belgesel Çalışma

Posted in ayrımcılık, haberler on Aralık 31, 2009 by kontrahaber

1938 yılının Dersim’i bugünün Tunceli’sinde yaşanan olayların izi…

1938 yılının Dersim’i bugünün Tunceli’sinde yaşanan olayların ardından ailelerinden koparılan kız çocuklarının izini süren yazar ve yönetmen Nezahat Gündoğan çarpıcı öykülere ulaşmış. Gündoğan bu öyküleri belgesel yapıyor

Nezahat Gündoğan… 1937-38 yılları arasında Dersim olarak bilinen bölgede yaşananları ve o dönem onlarca çocuğun devlet tarafından ailesinden, köyünden koparılarak evlatlık veriliş öykülerini araştırmak için yola çıkmış bir Dersimli. Bugün yaşları 80 ile 85 arasında olan 10’dan fazla kayıp kız çocuğuna ulaşan Gündoğan, yaşanılan bu dramı yine o kayıp kız çocukların ağzından kayıtlara geçmek için bir belgesel hazırlıyor:

Nereden geldi bu belgeseli hazırlamak aklına?

Köken olarak Dersimliyim. Hep 1938 ve sonrasına dair trajik hikâyeleri dinleyerek büyüdüm. Yaşadığımız ülkede insanların yazılmayan tarihlerine karşı bir duyarlılığım var. Dersim tarihi üzerine bir çalışma yapıyorum yaklaşık üç senedir. Ancak benim filmimde esas üzerinde durduğum bu tarihsel süreci başlı başına ortaya kurmak değil, bir arka planı anlatmak. Üzerinde asıl durduğum konu 1938’de katledilenler, sürgüne gönderilenlerin yaşadıkları dramları dışında bir de o dönem çocukların yaşadığı dramlar. O dönem aileleri öldürülen ya da ailelerinden zorla alınan çocuklar. Özellikle de kız çocukları. Bunları anlatmak istiyorum.

Kayıp çocukların öykülerini anlatacaksın yani…

Kayıp değiller aslında. Araştırmamda bu çıktı ortaya. Hepsi o dönemde devlet tarafından kayda alınmış ve kaybolduğu sanılan o çocukların özellikle rütbeli asker ailelerinin yanlarına evlatlık olarak verildiği çıktı ortaya. Ben bu belgesel için yola çıkarken bunun birkaç çocukla sınırlı olduğunu sanıyordum. Ancak gördüm ki birkaç değil, onlarca çocuk. Belki de yüzlerce…

Devlet kayda almış derken ne demek istiyorsun?

O çocuklar hangi askerin himayesine verilmiş ise dönemin yetkili kurumları bunu kayda geçirmiş demek istiyorum. Çok enteresan bununla ilgili bir belgeye bile ulaştık. Dersimli İsmail Koç, o katliamdan 3 yıl sonra yani 1941’de hem kendi kızı hem de kardeşinin kızının izini sürmek için yola çıktığında, yetkili makamlara başvurduğunda kendisine bir belge veriliyor. Dönemin Salihli Kaymakamı imzasıyla İsmail Koç’a yazılı olarak deniliyor ki; ‘Aradığınız kızlar Yarbay Münip Yılmaztürk’ün nezaretindedir.’

Çok ilginç. Peki sonra ne oluyor?

Sonrası çok tuhaf. İsmail Koç, yanında bir güvenlik görevlisi ile birlikte o yarbayın evine gidiyor. İstanbul Bebek’teki. Yarbayın eşi, ‘Eşim evde değil. Şu an müsait değilim. 3 gün sonra gelin’ diyor. 3 gün sonra gittiğinde ise kafası kazıtılmış, başka iki kız çocuğu çıkarılıyor karşısına. ‘Bunlar benim aradıklarım değil’ diyor. Yarbayın eşi ise, ‘Bizdekiler bunlar’ deyip, kapıyı kapatıyor. Dersimli İsmail daha sonra yine iz sürmeye çalışıyor ama muvaffak olamıyor. İşte belgeselin ana konusu da bu bulunamayan iki amca kızı ile bulunan bir başka amca kızlarının öyküsünü tüm dramıyla gözler önüne seriyor.

Bulunan amca kızlarının öyküsünü anlat bize biraz…

Bunlardan biri Samsun’da bir asker aileye evlatlık verilmiş. Aklı eriyor olan bitene. 10 yıl sonra ailesini bulmak için yola çıkıyor ve buluyor onları. Diğeri ise şu anda Adıyaman’da yaşıyor. O da ailesini 65 yıl sonra buluyor. Filmde ve daha sonra kitaba dönüşecek bu öyküleri onların ağzından çok daha detaylı öğreneceksiniz. İnanılmaz dramlar var bu öykülerde.

Sadece kız çocukları mı var belgeselinde..

Evet. Ne yazık ki sadece kız çocukları. Bu bir devlet politikası çünkü. Röportaj yaptığım bir kadına, ‘Niye sizi evlatlık verdiler?’ diye sorduğumda, ‘Hükümet kararıydı bu’ dedi. Benim üzerimde durduğum en önemli konulardan biri bu.

O zamanki devletin bu kararındaki niyet neydi?

37-38’de neler yaşandığı bir parçası olarak dedim ya çeşitli projeler geliştirildi. Şimdi o süreçte ‘Ulus yaratma da, dil ve kültür birliği yaratma da’ önemli konulardan biri de özellikle kız çocuklarının yetiştirilmesiydi. Evlatlık olarak kızlar verilmiş. Verilemeyenler için de Elazığ’da Sıdıka Avar adlı bir öğretmenin öncülüğünde bir kız enstitüsü kurulmuş. Kız çocukları oraya gönderilip bunlara Türk kültürü öğretiliyor. Avar kendini misyoner bir Türk öğretmeni olarak tanımlıyor. Tek amacı da Türk dilini ve kültürünü o bölgedeki kızlara aşılamak ve öğretmek.

DERSİMLİ İSMAİL KOÇ’A VERİLEN EVLATLIK BELGESİ1938 olaylarından 3 yıl sonra kızının ve yeğeninin izini süren İsmail Koç’a dönemin Salihli Kaymakamı Necati Vardar tarafından verilen yazıda aynen şöyle deniliyor: Kazamızın tatarislam köyüne yerleştirilen tunçeli göçmenlerinden hüseyin oğlu İsmail koçun İstanbul da bulunan yarbay münip yılmaz türkün nezdinde bulunduğu anlaşılan kız çocuklarını alıp gelmek üzere Dahiliye vekaletinin emirlerine atfen Manisa valiliğinin emniyet müdürlüğünün ifadesine 1/2/941 gün ve 3/1 D.41/137 sayılı emirleri mucibince mazereti tahakkuk etmiş bulunmasından İstanbul ve Zonguldağa gidip gelmek üzere 15 gün mezuniyet verilmiş olduğuna dair vesikadır. 5/2/941

YILLAR SONRA AİLELERİNE KAVUŞTULAR
Huriye ve Fatma (solda) amca torunları. Aynı köyde dünyaya geldiler. Çocukluklarının ilk yılları birlikte geçti. 1938 harekâtıyla ailelerinden ve köklerinden koparıldı. Harekâtı yönetenler tarafından Huriye Samsun’da, Fatma ise Malatya’da rütbeli askerlere ‘evlatlık’ verildi. Huriye 10 yıl, Fatma ise 65 yıl sonra ailesine kavuşabildi.

Odtü’ de İşgal

Posted in destek, eylem, haberler, hak mücadeleleri, işgal on Aralık 30, 2009 by kontrahaber

11 Eylül tarihi itibariyle ODTÜ’ye teslim edilen Jandarma Karakol Binası, bugün öğrenciler tarafından ‘ODTÜ Öğrenci Kültür Merkezi’ olarak açıldı.

Öğrenciler, binanın öğrenci topluluklarına verilmesi için imza kampanyası düzenlemiş ve 3000’den fazla imza toplamıştı. Ancak ODTÜ yönetimi, eski karakol binasını idari işler arşivi olarak kullanmayı planladı.

Öğrencilerin taleplerini göz ardı eden ODTÜ yönetimini protesto eden öğrenciler, binayı Kültür Merkezi yapmak için bugün 14.30’da Fizik Bölümü önünde toplandı.

200 kadar öğrencinin katıldığı yürüyüş alkışlar ve ıslıklar eşliğinde başladı. Yürüyüşte binanın arşiv olarak kullanım planına gönderme yapılarak ‘Rektör, Arşivi DC’de Paylaş!’ sloganı atıldı.

‘Karakol Binası Öğrencinindir!’, ‘Üniversiteler Bizimdir, Bizimle Özgürleşecek!’, ‘Şirketlere Değil Öğrenciye Kültür Merkezi!’, ‘ne jandarma ne polis, özgür odtü isteriz’ sloganlarıyla eski karakol binasına yürüyen öğrenciler, eski karakol binası girişinde temsili kurdele kesimi yaptı ve içeri girdi.

Kapının kilitli olması sebebiyle kilidi kırarak içeri giren öğrenciler, sloganlar eşliğinde Kültür Merkezi’ni açtı. Öğrenciler karakolda kalacaklarını belirtirken, şimdiye kadar toplanan eşyalar da ‘ODTÜ Öğrenci Kültür Merkezi’ne taşındı. ‘Öğrenci Kültür Merkezi’ne eşya toplama çalışmaları ise hala sürüyor.

Topluluklar, neden karakol binasını dönüştürmek istediklerini şöyle anlatıyor:

Neden Karakolu istiyoruz?

1971 askeri muhtırasıyla ODTÜ’ye konuşlandırılmış olan jandarma karakolu, 100. Yıl kapısından giren her öğrenciye “ayağınızı denk alın” mantığını şiddetle vererek, ODTÜ kampüsü içerisindeki öğrenciye ait olması gereken her alanın, kendileri denetiminde olduğunu hissettirdi. Ta ki 2009 yılındaki değişiklikle ODTÜ’nün güvenliği(!), polis denetimi altına girene dek. Jandarmanın, bir üniversitede zaten yer almaması gereken karakolu boşaltmasıyla beraber ODTÜ’de başka bir dönemin açılması beklenirken, zihniyetin değişmeyeceği, öğrencilerin eski karakol binasını istemesi ve rektörlüğün verdiği “Orası idari işler arşivi olacak” cevabıyla kanıtlandı. 3059 dilekçe ve topluluklar tarafından yapılan projelendirmeleri ciddiye almayan ODTÜ rektörlüğü “Öğrenci için, öğrenciyi kale almadan” politikasının işleticisi olduğunu bir kez daha gösterdi. Biz de rektörlüğün bizlerin taleplerini ciddiye almayan bu yapısına karşılık eski karakol binasını ODTÜ Öğrenci Kültür Merkezi yapmak için bugün karakoldaydık.

Neden bir kültür merkezi istiyoruz:

ODTÜ gibi bir kampüs üniversitesinde öğrencilerin tüm sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak alanların bulunmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Öğrencilerin yaptıkları her etkinlik için rektörlükten izin almaları ve çoğu zaman dersliklerde yer olmadığından alan bulamamaları ise büyük bir sorun. Bu sorunun aşılması ve öğrencilerin istedikleri kültür sanat etkinliklerini rahatlıkla kendi ortamlarında hazırlamaları ve sergilemeleri için bir öğrenci kültür merkezine sahip olmamız gerekiyor. Rektörlüğün bu amaçla kurduğunu iddia ettiği Kültür Kongre Merkezi ise öğrencilerden çok şirketlerin kendini ifade ettiği bir alan olarak kullanılıyor. Bu uygulama ODTÜ rektörlüğünün öğrenci eksenli çalışmadığını bir kez daha bize gösteriyor. Bu sebeplerle şu an boş olan ve yer olarak da öğrencilerin rahatlıkla kullanabileceği bir konumda bulunan karakol binasının öğrenciye verilmesi talebi, imza kampanyaları ve öğrencilerin yoğun desteğiyle birlikte dile getirildi. Ancak ODTÜ rektörlüğünün kulaklarını öğrencilere tıkayarak hareket etmesi sonucu gelinen noktada artık bizim olanı, bizim bizzat almamız, bizim olanı bizzat yaratmamız gerekiyor.

Karakol binasının kültür merkezine dönüştürülmesi kampanyasına katılan topluluklar:

AEGEE Ankara – Alevi Kültür ve Araştırma Topluluğu – Arkeoloji Topluluğu – Cankurtarma ve İlkyardım Topluluğu – Caz Topluluğu – Dış Politika ve Uluslararası İlişkiler Topluluğu – DKSK – Doğa Sporları Topluluğu – Edebiyat Topluluğu – Eğitim Topluluğu – Ekonomi Topluluğu – Fizik Topluluğu – Genç-Sen – Genç Yazarlar Topluluğu – Gülmece Topluluğu – Güzel Sanatlar Topluluğu – Havacılık ve Uzay Topluluğu – İletişim Topluluğu – Kitap Topluluğu – Kolektif Müzik Atölyesi – Kuş Gözlem Topluluğu – Madencilik Topluluğu – Mimarlık Topluluğu – OCİT ODTÜ Oyuncuları – Sinema Topluluğu – Siyaset Bilimi Topluluğu – Sosyalist Düşünce Topluluğu – Sosyoloji Topluluğu – Sualtı Topluluğu – Tarih Topluluğu – THBT – Toplumsal Ciddiyet ve Kadın Çalışmaları Topluluğu – UGT – Üniversiteli Genç Kadınlar – Yapı Topluluğu

Gazze’nin hayat damarları kesiliyor

Posted in faşizm, haberler on Aralık 30, 2009 by kontrahaber

Gazze’yi dünyaya bağlayan Mısır’daki tüneller yeni başlayan duvar projesi
ve tünellere su pompalanması ile çökertilecek. Projeyi Arap müteahhitler
üstleniyor.

Tünel sahipleri, tünellerde çalışanlar ve bölgeye gelen diğer Gazzeliler,
sınırın hemen öte yanındaki çalışmaları endişeyle izlerken, bu projenin
Gazze’yi artık tamamen yaşanır olmaktan çıkaracağında hemfikirler.

Yine de tünel faaliyetleri hiç aksatılmaksızın ve hatta artarak
sürdürülüyor. Köstebek yuvası halindeki sınırda, kış nedeniyle tünellerin
yağmurdan etkilenmemesi için her bir tünel ağzının girişi, üstü ve çevresi
mukavvalar, tenekeler, naylonlar, çadır kumaşı veya bezlerle kapatılıyor.
Dışarıdan bölge, derme-çatma bir sera alanı görüntüsünü veriyor. İçlerinde
ise bir taraftan borularla yakıt çekiliyor ve gelen malzemeler hemen
yakınlarda kurulu kapalı depolara iletiliyor, diğer taraftan da alıcılar
ve işletme sahipleri arasında pazarlıklar yürütülüyor.

7 yıl öncesine kadar İsrail’de çalıştığını, ancak sonrasından iş
bulamadığı için tünel işine girmekten başka çare bulamadığını söyleyen,
kendisini “Ebu Hazım” olarak tanıtan bir tünel işletmecisi, “Mısır bunu
niye yapıyor” diye sorup, “Bu proje bittiğinde hem bizim, hem Gazzelilerin
işi bitecek” diye konuştu.

Ebu Hazım, “Zaten İsrail’le sınır kapıları kapalı. Malzeme girmiyor.
Buralar da kapanırsa ne olacak, halimizi bir düşünün” dedi.

BU DUVAR GAZZELİLERİN ÖLMESİ DEMEK
11 çocuklu, tünel işinde yanında 17 kişinin çalıştığını söyleyen Ebu
Hazım, karşı tarafta büyük iş makinelerinin toprağı delerken oluşan
sarsıntının da tünellerin çökmesine neden olduğunu, daha 3 gün önce bir
tünelin çökerek içindeki 2 işçinin öldüğünü ifade etti.

“Böyle giderse bu çalışmalar boyunca da tüneller çok kişiye mezar olur”
diyen Ebu Hazım, “Eninde sonunda, bu duvar, Gazzelilerin ölmesi anlamına
geliyor” dedi.

Sınırda tek bir tünel işleten Ebu Taha ise 45 yaşında bir Refahlı. 7
çocuğu, 10 işçisi var. Ebu Taha, çelik de olsa duvardan korkmadığını
belirterek, “Bu millet daha önce de yaptı… Onun da bir çözümünü bulur”
dedi. Ancak Ebu Taha şunları da söyledi: “Bizi asıl etkileyecek su… Su
pompalanırsa bizim işimiz biter, tüm Gazze’nin de…”

Ebu Taha, Mısır’ın ABD ve İsrail’in ağır baskısı altında olduğu görüşünde.
“Mısır zaten tünellerden geleni biliyor, istese kuş uçurtmaz sınırdan. Ama
şimdi ağır baskı altında, Hamas’a baskı için bu projeye izin verdi” dedi.

Ebu Taha’ya granit yer döşemesi siparişi veren Gazzeli tüccar da bu
ticaret biter, sınırlar da açılmazsa Gazze’de durumun gerçekten çok kötü
olacağını kaydetti. Adını Hacı Kemal diye veren Gazzeli tüccar, “Evet,
Hamas’a baskı yapmak istiyorlar, ama asıl baskı bizim üzerimize olacak”
diye konuştu.

Na-Mekan Açıldı !

Posted in destek, haberler, yaşam alanı, şehir on Aralık 30, 2009 by kontrahaber

Aklımızdan geçen ilk düşünce ‘’ her zaman bi yere gidip bir şeyler alıyoruz ‘’ onun yerine hem kendi yerimiz olsa hemde alacağımız şeyi ordan alırız hem kim rahat konuşma imkanına kavuşur daha kolay bir şeyler üretebiliriz olmuştu …
Aradık alsancak olsun istedik İzmir e gidilecek başka bi yer olmadığından. Alsancak da bulduk sonra orasını yapamadık başka bi yere gittik orayı tuttuk . . . çay ocağı olsun istedik hem herkes içiyor hemde ucuz diye , umudumuz içinde çeşit çeşit çayın bulunabileceği kolektif bi yer olması idi .. kolektif çalışarak bir şeyleri beceremeye çalışıyoruz … lavabomuzu kendimiz yaptık … eksiklerimizi tam olarak amamlayamasak da kolektif olarak herkesin katılımı ile hemen bitirebileceğimizi biliyoruz … anti – otoriter , anti – faşist , anti – seksist yerimizi herkesin katkılarını sonuna kadar sürecek şekilde hep birlikte açmak istiyoruz . . . Çay Evimizin ismi Na – Mekan 19 aralık cumartesi saat 15:00 de açılıyoruz , katkısı , önerisi , çay içmek isteyeni… herkesi bekliyoruz …herkesle paylaşmanız ile …

Dayanışma Bizim Silahımızdır !!!

Adres : 1461 Sokak No:2/A Alsancak/Izmir

Kamusallık Yeniden Çalıştayı

Posted in haberler, kentsel dönüşüm, söyleşi - panel - tartışma, şehir on Aralık 30, 2009 by kontrahaber

Kapitalizmin en derin krizlerinden birini yaşadığı bir dönemde; “kapitalizm”, “devlet”, “kamu” gibi kavramların üzerinde yeniden düşünülmesinin yanı sıra, devlet müdahalesi”, “kamu desteği” ve “kamulaştırma” terimleri ise yeniden gündeme geldi.

Prof. Dr. İşaya Üşür‘ün “Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek Neden Gereklidir?” başlıklı sunuşuyla açılacak olan etkinlikte iki gün boyunca, “Kamusallık Düşüncesinin Gelişimi: Tarih ve Teori”, “Yeni Bir Toplumun İnşasında Ekonominin Örgütlenmesi”, “Dünyada Değişik Kamusallık Pratikleri”, “Toplumsallığın ve Kamusallığın İnşasında Medya ve Yerel Yönetimler” temalı dört oturum ve bir de forum yer düzenlenecek.

8 – 9 Ocak 2010

Odtü Mezunlar Derneği Vişnelik Salonu, Ankara