Mayıs, 2010 için arşiv

Karadeniz’ de Yağma Bitmiyor, İsyan Sürüyor !!!

Posted in dayanışma, destek, ekoloji, eylem, haberler, hak mücadeleleri, hes / baraj, yaşam alanı, yürüyüş - basın açıklaması on Mayıs 18, 2010 by kontrahaber

Karadeniz’ de süregelen yıkım ve talan şimdi de Cide Loç Vadisini tehdit ediyor. Dünyanın ikinci büyük kanyonu olan Valla Kanyonu’nun içinde yer alan Küre Dağları milli parkını dolaşan Devrekani çayı, hepimizi varlığını sürdürebilmek için yardıma çağırıyor.

Yöre halkı olan bizlerin itirazlarını hiçe sayan Ümran Çelik Boru Sanayi A.Ş.’nin iştiraki olan Orya Enerji Elektirik A.Ş.’yi ve yaşamları hiçe sayan kar hırsını teşhir etmek için bir araya geliyoruz.

-Çünkü bütün HES’ci şirketler gibi Ümran Boru da hukuk tanımıyor.
-Çünkü milli park tampon bölgesinde doğal dokuyu geri dönüşsüz bir şekilde tahrip ediyor.
-Çünkü şimdiden binlerce ağacı kesti.
-Çünkü yaban hayatını ve binlerce endemiğin neslini tüketiyor.
-Çünkü halkın tarım arazilerine tecavüz ediyor.
-Çünkü her türlü hile ve yalana başvurarak yöre halkını birbirine düşürüyor, kardeşi kardeşe, babayı oğul’a düşman ediyor.
-Çünkü yaşam alanlarını yok ederek yöre halkını büyük şehirlere göçe ve yoksulluğa mahkum ediyor.

Loç Vadisi’ndeki yağma ve katliama dur demek için isyan ediyoruz… Sarı yazmalılar ve isyanın çığlığına kulak verenler ile birlikte“Loç’ta sizin borunuz ötmez” diyerek, Ümran Borunun önünde olacağız.

Devrekani çayı ve sarı yazmalılar herkesi bu isyan çığlığını yükseltmeye çağırıyor.

LOC VADİSİ KORUMA PLATFORMU

29 Mayıs 2010 Cumartesi

12:00

Kabataş Vapur İskelesi Önü

“Görülmeyen, Duyulmayan, Konuşulmayanlar: Göçmenler”

Posted in destek, göçmenler, haberler, hak mücadeleleri, medya on Mayıs 18, 2010 by kontrahaber

18.05.2010′ da ( bugün ), Göçmen Dayanışma Ağı tarafından  hazırlanan ” Görülmeyen, Duyulmayan, Konuşulmayanlar: Göçmenler ” adlı radyo programı ilk bölümüyle başlıyor. Yaşam Radyo (89.4) ‘da saat 15:00 ‘ten 15:50’ ye kadar sürecek olan programın  15  günde bir, aynı gün ve saatte yine yayında olması planlanıyor.

Okuma Atölyesi’ nden ” Karakter Aşınması “

Posted in söyleşi - panel - tartışma on Mayıs 18, 2010 by kontrahaber

özgürlükçü-anarşist literatürün belli başlı metinleri üzerine konuşulup tartışıldığı okuma atölyesi, richard sennet’ in ” karakter aşınması ” adlı kitabıyla devam ediyor.

Tarih: 21 Mayıs 2010 Pazartesi

Saat: 19:00

Olympos Cafe (Eski Felsefeciler Der. Lokali), Bayındır Sokak, Kültür Apt. 11/13,KIZILAY
ANKARA

Anarşi Kolektifi Ankara

İşçi Filmleri Festivaline Dair İski Direnişçilerinden Açıklama

Posted in bilgi, dayanışma, destek, festival, haberler, hak mücadeleleri on Mayıs 17, 2010 by kontrahaber

09.04.2010 tarihinde Tekel, İSKİ, Samatya, İtfaiye, Marmaray, Sinter Metal, Esenyurt Belediye, Atık Kağıt ve ATV-Sabah direnişçileri olarak kurduğumuz platform: “Herbirimiz kölece çalışmaya kölece yaşamaya hayır demek için, ücretlerini alamadığı için, işten atıldığı için, taşerona hayır demek için ve güvencesizlikle mücadele etmek için direnişteyiz. Bir araya gelmemiz ve birlikte mücadele etmemiz gerektiği üzerinden, sınıf dayanışmasının en ileri örneğini sergileyerek tüm işçi kardeşlerimize örnek olmak ve birleşe birleşe kazanacağız sloganını slogan olmaktan çıkarıp somut karşılığını yaratmak için toplandık. Bundan sonraki süreçte işçi sınıfına dönük saldırıları püskürtmek, direnişlerimizin dayanışmasını sağlamak, uğruna bedeller ödediğimiz 1 Mayıs’a direnişlerimizin ortak iradesiyle yürümek, 1 Mayıs’ı ve sınıfın gündemlerini belirleyenin ihanetçi sendika bürokrasisi değil işçiler olması gerektiğine inandığımız için direnişteki işçiler platformu altında birleştik.” açıklamasıyla kendi ilan etmiştir.

Biz İSKİ işçileri, 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramına damgasını vuran, kürsü işgalini gerçekleştirerek Mustafa Kumlu’yu AKM binasına sığınmak zorunda bırakan eylemi bilfiil örgütleyen Direnişteki İşçiler Platformunun bir bileşeniyiz.

30 Nisan’da Direnişteki İşçiler Platformu olarak yayınladığımız “1 Mayıs’ın ve kürsünün gerçek sahibi işçi sınıfıdır, öncü işçilerdir, direnişteki işçilerdir!” sloganını kendine şiar edinen bildirimizde kürsüyü işbirlikçi sendika ağalarına bırakmayacağımızın net bir mesajını vermiştik. Kararlılığımızı, Taksim 1 Mayıs’ında kürsüden direnişteki işçiler olarak sınıf haini Kumlu’yu konuşturmayarak, meşru söz hakkımızı sendika ağalarının baskı ve engellemelerine rağmen fiilen kullanarak gösterdik.

1 Mayıs’ta yankı yaratan eylemimizi takiben, 2 Mayıs’ta beşincisi düzenlenen Uluslar arası İşçi Filmleri Festivaline davet edildik. Direnişimizin bilincine ve dayanışmacı ruhuna yaraşır biçimde festivale katıldık. Tertip komitesi Direnişteki İşçiler Platformu’ndaki direnişçilerin, protokolde oturacağı ve kürsü kurularak kendilerine söz hakkı verileceği yönündeki ifadelerine rağmen sözlerinin arkasında durmamıştır. Daha da ileri giderek biz Direnişteki İşçilerle Mustafa Türkel ve diğer sendikacıların protesto edilmemesi için pazarlık yapmaya yeltendiler. Bunu da “burası eylem yeri değildir” gibi sözlerle meşrulaştırmaya çalıştılar. Buna pabuç bırakmayacağımız anlaşıldığı anda da, bizi kendileri davet ettiği halde, biz direnişteki işçilere oturacak koltuk dahi göstermeyerek “Arka taraflarda bir yerde durun” diyebildiler. “Eğer protesto etmekte ısrarcıysanız, buradan gidin”, gibi tarih ve sınıf bilinciyle çelişen bir ifadeyi kullanabildiler. Bu noktadan sonra biz direnişteki işçiler olarak “Kahrolsun sendika ağaları, Satılmış sendika istemiyoruz” sloganlarımızla salonu terkederken, protokolde zaten Mustafa Türkel’in oturtulmuş olduğunu gördük. Bu hayret verici tutum karşısında protestomuzu Rüya Sineması önünde oturma eylemi biçiminde devam ettirdik.

1 Mayıs’ta platformumuzun tutarlılığının ve kararlılığının bir göstergesi olan kürsü işgalinin pek çok kesim tarafından desteklendiğinin ve sahiplenildiğinin gerçekliği ortadayken, 2 Mayıs’taki festivali düzenleyenlerin, 1 Mayıs’ta kendini gösteren; kürsüyü işçiye kapayan gerici zihniyetle paralellik göstermiş olması manidardır.

1 Mayıs’taki sendikal bürokrasiye karşı işçi inisiyatifiyle yapılan kürsü işgalini destekler görünenlerin, ertesi günkü festivale 1 Mayıs’taki (ve hatta 2 Nisan’daki) işçi protestolarına konu olan sendika bürokrasisinin başlıca temsilcilerinden Mustafa Türkel’i -hem de protokol konuşmacısı olarak- davet edilmesini samimiyetsizlik olarak değerlendiriyoruz.

Direnişteki İşçiler Platformu’nun bir bileşeni de olan biz İSKİ işçilerinin çabası, işçi sınıfının mücadele inisiyatiflerini geliştirmektir. Bunun başlıca engellerinden olan hain sendika ağalarını her ortamda ve her alanda protesto edecek ve konuşturmayacağız.

İSKİ Direnişçileri

Anarşi Hayat İçin Mücadeledir…

Posted in bilgi, destek, haberler on Mayıs 17, 2010 by kontrahaber

Aralık 2008’de, Alexandros Grigoropoulos’un öldürülmesini izleyen olaylar sırasında,anarşist/anti otoriter hareket, medyanın “huzur, düzen, güvenlik”ortamına geri dönüş şeklindeki faşist taleplerine “siz dükkan camlarından sözediyorsunuz biz insan hayatlarından” diye cevap verdi.
Ne menem tehlikeli bir iki yüzlülük şimdi bazı insanlara, kaybedilen hayatlardan ziyade bankadaki yangın söndürücülerin işlemediğinden söz ettiriyor?ne menem orwelyen bir gerçeklik çarpıtmasıdır ki insanların bu trajik olaydan sanki bir kısa devreymiş gibi bahis etmelerini sağlıyor?

Bunun “güvenlik sarsılmasından” dem vuran Nato katillerinin ikiyüzlülüğüne benzediğini gerçekten göremiyor muyuz?

Çalışanlarına bankada kalmaları için şantaj yapan bir mega kapitalistin apaçık sinisizminin ve haydutluğunun ölümler konusunda kimseyi aklamadığını anlamıyor muyuz gerçekten?

Gerçekten, mücadele ettiğimiz canavarın taktiklerini kullanmanın insanı bizzat ona benzettiğini anlamıyor muyuz?

Eğer anarşistler herhangi bir şey için mücadele ediyorlarsa, eğer insanların uğruna mücadele etmelerine değen bir şey varsa o da Hayat, Özgürlük ve Onurdur. Ölümün otoritesinin artık esamesinin okunmadığı bir dünyadır.
6 mayıs’ta,Selanik hastane çalışanları sendikasının ve bir çok kitle sendikasının çağrısıyla Selanik’in merkezinde gerçekleşen gösteride ön sıralarda çoğu anarşist ve anti otoriter “bunlar cinayettir-kendimizi kandırmayalım Vgenopoulos’un devleti işçileri öldürüyor”diye bağırıyordular.Kuşkusuz bir çok kişye iyi gelen düşünceler bunlar.Ama istedikleri şeyin içeriğini ve sonuçlarını tamamen kavrıyorlar mı acaba?

5/5/2010 günü Marfin bankasında neler olduğunu tam olarak bilmiyoruz.Ama trajik olay duyulduğunda çevremizden hiç kimse olayın medyanın sunduğu gibi olmadığını söyleyebilecek durumda değildi. Ve bu da trajiktir.

Çünkü eğer bizler bizzat pratiğimiz içinden,özellikle ve herşeyden önce kendimize,bu gibi bir eylemin bizimle aynı politik mekanı paylaşanlar için imkansız olduğunu açıkça belirtmiyorsak ölümcül sorumsuzluk,deforme olmuş bir yaramazlık yada bizzat kötülük sonucu böyle trajedilerin gerçekleşmesinin yolunu açıyoruz demektir.

Genel bir ayaklanmada kontrolsüz durumlar ve ölümler olabilir; Los Angeles’te oldu bu, Arjantin’de oldu. Ama kimse oralarda bu olayları organize bir politik akıma yüklemeyi düşünmedi.

Marfin bankasındaki ölümlerin anarşiye yüklenmesi büyük sorumluluk getiren bir şeydir.avantgard mantığa hoşgörü ve insan hayatına aldırmazlığı kim görmezden gelebilir?istediğiniz kadar tecrübeli anarşistlerin yıllardır bankaları yaktığını ve kimseye bir şey olmadığını söyleyin. İstediğiniz kadarVgenopoulos’un işçileri bankada kalmaya zorladığını ve içerde yeterli yangın önlemi olmadığını vs. söyleyin.

Sorumluluktan kaçınamazsınız…

Kendine anarşist diyen ve içinde insan olan binaları ateşe verecek kadar sorumsuzlaşabilen az sayıda insan olsa bile,bu sorumsuzluğun bir altyapısı vardır.

Daha da kötüsü, eğer ikinci dünya savaşı sonrası Yunanistan’ındaki en geniş çaplı ajan provokatör eylemliliğinin yolunu açtıysanız,bunun uzun vadeli sonuçları bankada ölen o üç insanın ölümlerinin trajedisini bile aşar.

Ve bunun cevabı “düşman pervasız” değil. Milano’daki Fontana meydanını da biliyoruz, Barselona’daki Scala’yı da.

Bunun cevabı toplumsal alanlarda, ülkenin dört bir yanında kök salmakta olan,ısrar ve sabırlı bir çalışmayla,yoldaşlık,karşılıklılık ve dayanışmayla yoğrulmakta olan yoğun muhalefette. Cevap, hayat için mücadele, ölüm için değil.

Panopticon publications/journal, The Foreigners’ Publications, Stasei Ekpiptontes Publications, Exarcheia Publications, Black Peper of the Evian Gulf, Nixtegersia Magazine

Çeviri: D.S.
Orijinal Metin: Anarkismo

Muhalif Basına ” Açılım “: Vedat Kurşun’ a 166 Yıl Hapis Cezası

Posted in devlet terörü, faşizm, haberler, medya on Mayıs 17, 2010 by kontrahaber

Gazeteci Vedat Kurşun’a 166 yıl hapis cezası…

Kürtçe günlük yayın yapan Azadiya Welat gazetesi eski Yazıişleri Müdürü ve İmtiyaz Sahibi Vedat Kurşun’a 166 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Azadiya Welat gazetesinin eski Yazıişleri Müdürü ve İmtiyaz Sahibi Vedat Kurşun’un Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davası sonuçlandı.

Karar duruşmasına, tutuklu bulunan Vedat Kurşun ve avukatı Meral Danış Beştaş katıldı. Mahkeme, Kürt gazeteciye Ağustos 2006 ile Haziran 2008 tarihleri arasında yayınlanan gazetede 103 kez “Örgüt propagandası” yapıldığı iddiasıyla toplam 166 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

güler zere !

Posted in haberler on Mayıs 8, 2010 by kontrahaber

14 yıl kaldıktan sonra kanser hastalığı nedeniyle ‘ölüm sınırında’ serbest bırakılan Güler Zere yaşamını yitirdi.

14 yıldır tutulduğu Elbistan Cezaevi’nde ağız içi kanserine yakalanan Güler Zere geçtiğimiz yıl kasım ayında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından affedilerek serbest bırakılmıştı.

Cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul Tıp Fakültesi Onkoloji Servisi’ne kaldırılan Güler Zere’ye kemoterapi ve radyoterapi tedavisi uygulanmaya başlandı.

Ancak, geçtiğimiz ay ağır kanser hastası Zere’nin durumu kötüye gitti. Tedaviye Zere’nin vücudunun olumlu yanıt vermediği ve kanser hızlı bir yayılma göstermişti.

Giderek konuşama yetisini kaybeden ve yemek yiyememesi nedeniyle iyice zayıflayan Zere bugün yaşamını yitirdi.

14 yıl kaldığı cezaevinde kansere yakalanan Güler Zere hakkında verilen 5 raporda tedavisinin cezaevi koşullarında sürdürülemeyeceği belirtilmesine rağmen Zere uzun süre tahliye edilmemişti.

‘ÖLÜMÜN KIYISINA GETİRİP BIRAKTILAR’

Güler Zere cezaevinden çıktıktan sonra yazdığı mektupta ‘’Beni ölümün kıyısına getirip öyle bıraktılar. Yaşam hakkım gasp edildi. Dışarıda ‘ölme hakkı’ verildi. Bunu da unutmayacağım. Henüz içeride hasta tutsaklar var” demişti.