Archive for the ayrımcılık Category

Engelliler Haklarını Tartışıyor

Posted in alternatif, ayrımcılık, haberler, hak mücadeleleri, söyleşi - panel - tartışma, yaşam alanı, şehir on Mayıs 7, 2010 by kontrahaber

Önce kapatmayı denediler, başaramayınca ödeneklerde kesintiye gidiyorlar, engelliler ve aileleri için bir umut olarak sunulan özel rehabilitasyon merkezlerine yönelik belirlenen politikalar engellilerin eğitim yaşantısını doğrudan belirleyen bir etki alanına sahip. Öte yandan altyapısını hazırlamadan hızlandırılan kaynaştırılmış eğitim çok ciddi sorunları beraberinden sürüklemektedir. Öğrenciler veliler ve eğitimciler sıkıntılı…

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayınlanan Sağlık Uygulamaları tebliği sağlığı bir hak olmaktan çıkardı ve herhangi bir sosyal güvencesi olan için bile paralı hale getirdi… engelliler için ise özellikle kullanılan özel tıbbi cihazlara yönelik kesinti yönünden uygulama tam bir kabus demek…

Özürlüler Yasası’nda 2012 yılı itibarıyla kamuya açık alanlarda engellilere uygun düzenlemelerin yapılacağı kayıt altına alınsa da erişilebilirlik yönünden atılan adımlar göstermelik ve gösterişin ötesine geçememektedir. Bu haliyle erişilebilirlik hakların kullanımında da bir engel olarak belirmektedir…

Yasalarda belirtilse de çalışma hakkını ilgilendiren kontenjanları doldurma noktasında ne kamu ne de özel sektör engellilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek rahatlatıcı bir çözüm olmaktan uzaktır… kamuda ilk defa bu yıl çok sayıda engellinin istihdamı gündemde. Ancak engellilerin uygulamaların adaleti konusunda kaygıları var… engelliler alımlarda objektif koşul ve kriterlerin oluşturulamadığını ve kamusal bir hakkın yerine getirilişinin bile  partizanlığa oldukça elverişli bir zeminde tutulduğunu düşünüyor ve sınavdan sınava koşmaya isyan ediyor…

Soracak sorusu ve söyleyecek sözü olan herkesi işte bu sorun ve çelişkilerin tartışıldığı ve haklar temelinde sorgulandığı “engelliler haklarını tartışıyor” paneline bekliyoruz…

09.05.2010, Pazar, 13.00

Kağıthane Belediyesi Meclis Salonu, Merkez Mahallesi, Silahtar Caddesi, No:65 Kağıthane

Nefret Suçları, Irkçı Ve Etnik Ayrımcılık, İslamofobi Ve Antisemitizm Karşıtı Bir Platform Girişimi İçin Toplantıya Çağrı

Posted in alternatif, ayrımcılık, destek, hak mücadeleleri, söyleşi - panel - tartışma on Ocak 4, 2010 by kontrahaber

Nefret suclari, irkci ve etnik ayrimcilik, Islamofobi ve Antisemitizm, hos gorusuzlugun siddet iceren bir gostergesi olup, sadece dogrudan magdurlar uzerinde degil, ayni zamanda magdurla ortak nitelikler tasiyan tum topluluk uyeleri uzerinde de derin izler birakir. Nefret suclarinin hedefi konumundaki gruplar ve bu gruplarla ortak nitelikleri paylasan bireyler, dini inanclari, etnik kokenleri, cinsiyetleri ve cinsel yonelimleri, ulusal ozellikleri, siyasi egilimleri, ana dilleri, fiziki veya zihinsel engel durumlari gibi niteliklerine iliskin onyargili algilamalardan dolayi, cogu kez siddet iceren ayrimciliga ugramaktadir. Nefret suclari, magdurlari ve onlarin ait oldugu gruplari yildirmak ve tecrit etmek uzere gerceklestirilmektedir.
Basta nefret suclari olmak uzere, siddet ve yildirma iceren her turlu ayrimcilik, demokrasinin gelismesi; ifade ve inanc ozgurlugu, kulturel cesitlilik, baris ve diyaloga dayali esit haklar temelinde toplumsal bir mutabakatin saglanmasinin onunde onemli bir engel teskil etmektedir. Bu turden ayrimci saldirganliklar toplumsal butunlugu ve istikrari da olumsuz olarak etkilemektedir.
Ote yandan, Turkiye’de konuya iliskin yeterli yasal bir guvence soz konusu olmadigi gibi, var olan yasal mevzuat da yeterince ve gerektigi gibi uygulanmamaktadir.
Sorunlar cok boyutlu. Sivil toplum girisim ve orgutlerinin yapabilecegi ise cok sey var. Oncelikle sessizligi bozmak, magdurun yaninda yer almak onemli. Nefret suclarina karsi etkin bir mucadele icin atilabilecek en onemli adimin mucadelenin ortaklastirilmasi oldugu ise acik. Bu nedenle nefret suclari, irkci ve etnik ayrimcilik, Islamofobi ve Antisemitizm karsiti calismalar yurutecek bir platform olusturmayi oneriyoruz. Onerimiz bu turden daha once atilan her turlu adimla ortaklasmaya aciktir.

– Onerilen talepler:
1. Nefret suclari, irkci ve etnik ayrimciliga karsi ayri yasalar duzenlenmelidir,
2. Basta medya olmak uzere, nefret suclari ve soylemi konusunda kiskirtici her turlu girisime karsi yaptirimi olan onlemler alinmalidir,
3. Konuya iliskin Avrupa, Birlesmis Milletler ve diger uluslararasi sozlesmeler eksiksiz ve etkin bir sekilde uygulanmali ve bu konudaki her turlu cekince kaldirilmalidir,
4. Meclis icinde bu konuda “Nefret Suclariyla Mucadele Komisyonu” kurulmalidir,
5. Islenen nefret suclarina iliskin veriler devletin ilgili kurumlari tarafindan toplanmali ve bunlar kamuoyu ile paylasilmalidir,
6. Yargic, savci ve kolluk kuvvetleri nefret suclari konusunda egitilmelidir,
7. Nefret suclarinin magdurlarina hukuki konular ve gerektiginde rehabilitasyon icin destek verilmek uzere basvuru merkezleri olusturulmalidir.

5 Ocak 2010, Salı

18.30

Insan Haklari Dernegi (IHD)

Necatibey Cad. No: 82/11-12 (6. Kat) Demirtepe – ANKARA

İKSV Genel Müdürü Görgün Taner’ den Irkçı Ve Seksist “İnciler” !!!

Posted in ayrımcılık, faşizm, haberler, iksv, toplumsal cinsiyet on Ocak 3, 2010 by kontrahaber

Chin-tao Wu – Sibel Yardımcı röpörtajından:

“Araştırmaya gelince, şu ana kadar herkes çok arkadaşça davrandı bana, herkes yardımcı olmaya çalıştı elinden geldiğince. Bir istisna dışında: İKSV Genel Müdürü Görgün Taner. Bunu nasıl söyleyeceğimi tam bilemiyorum ama şu ana kadar yaptığım en zor görüşmeydi. İnsanların bilgi vermek istemedikleri, cevap vermekten kaçındıkları durumlar her zaman olur. Ama burada durum tam böyle değildi. Bu kadar tepeden bakan, erkek-egemen, şovenist ve hatta ırkçı diyeceğim bir konuşma tarzı ile daha önce hiç karşılaşmadım. Yüzüme bakarak parası olmayan, çevrede dolaşarak aptalca sorular soran Çinli bir kadın olduğumu, araştırmalarımı dedikoduya dayandırdığımı söyledi. İki şey yapabilirdim: bu hakaret karşısında odadan çıkıp gidebilirdim veya kalıp işimi sürdürmeye çalışabilirdim, ikincisini yapmayı tercih ettim [uzunca bir sessizlik]. Bir akademisyen, araştırmacı veya gazeteci karşısında özellikle çok nazik olmanız gerekmez, ancak asgari bir nezaket çerçevesi vardır, insanların yüzlerine karşı “aptalca sorular sorma” diyemezsiniz, bu düşünülemez bile. Daha önceki araştırmalarımda yüzlerce kişiyle konuştum, büyük şirketlerin, vakıfların yöneticileri, koleksiyonerler, gazeteciler ama bu kadar kaba davranan hiç olmadı. Bilmiyorum, bir erkek veya Batılı bir erkek olsaydım, başıma böyle bir şey gelir miydi? Bu kadar önemli bir görevde böyle birinin olmasını da anlayamıyorum. Sonuç olarak Türkiye’yi seviyorum, İstanbul’u seviyorum ama bu tür bir şeyi tolere etmem mümkün değil, ben işimi yapmaya çalışıyorum.”

Dersim Üzerine Belgesel Çalışma

Posted in ayrımcılık, haberler on Aralık 31, 2009 by kontrahaber

1938 yılının Dersim’i bugünün Tunceli’sinde yaşanan olayların izi…

1938 yılının Dersim’i bugünün Tunceli’sinde yaşanan olayların ardından ailelerinden koparılan kız çocuklarının izini süren yazar ve yönetmen Nezahat Gündoğan çarpıcı öykülere ulaşmış. Gündoğan bu öyküleri belgesel yapıyor

Nezahat Gündoğan… 1937-38 yılları arasında Dersim olarak bilinen bölgede yaşananları ve o dönem onlarca çocuğun devlet tarafından ailesinden, köyünden koparılarak evlatlık veriliş öykülerini araştırmak için yola çıkmış bir Dersimli. Bugün yaşları 80 ile 85 arasında olan 10’dan fazla kayıp kız çocuğuna ulaşan Gündoğan, yaşanılan bu dramı yine o kayıp kız çocukların ağzından kayıtlara geçmek için bir belgesel hazırlıyor:

Nereden geldi bu belgeseli hazırlamak aklına?

Köken olarak Dersimliyim. Hep 1938 ve sonrasına dair trajik hikâyeleri dinleyerek büyüdüm. Yaşadığımız ülkede insanların yazılmayan tarihlerine karşı bir duyarlılığım var. Dersim tarihi üzerine bir çalışma yapıyorum yaklaşık üç senedir. Ancak benim filmimde esas üzerinde durduğum bu tarihsel süreci başlı başına ortaya kurmak değil, bir arka planı anlatmak. Üzerinde asıl durduğum konu 1938’de katledilenler, sürgüne gönderilenlerin yaşadıkları dramları dışında bir de o dönem çocukların yaşadığı dramlar. O dönem aileleri öldürülen ya da ailelerinden zorla alınan çocuklar. Özellikle de kız çocukları. Bunları anlatmak istiyorum.

Kayıp çocukların öykülerini anlatacaksın yani…

Kayıp değiller aslında. Araştırmamda bu çıktı ortaya. Hepsi o dönemde devlet tarafından kayda alınmış ve kaybolduğu sanılan o çocukların özellikle rütbeli asker ailelerinin yanlarına evlatlık olarak verildiği çıktı ortaya. Ben bu belgesel için yola çıkarken bunun birkaç çocukla sınırlı olduğunu sanıyordum. Ancak gördüm ki birkaç değil, onlarca çocuk. Belki de yüzlerce…

Devlet kayda almış derken ne demek istiyorsun?

O çocuklar hangi askerin himayesine verilmiş ise dönemin yetkili kurumları bunu kayda geçirmiş demek istiyorum. Çok enteresan bununla ilgili bir belgeye bile ulaştık. Dersimli İsmail Koç, o katliamdan 3 yıl sonra yani 1941’de hem kendi kızı hem de kardeşinin kızının izini sürmek için yola çıktığında, yetkili makamlara başvurduğunda kendisine bir belge veriliyor. Dönemin Salihli Kaymakamı imzasıyla İsmail Koç’a yazılı olarak deniliyor ki; ‘Aradığınız kızlar Yarbay Münip Yılmaztürk’ün nezaretindedir.’

Çok ilginç. Peki sonra ne oluyor?

Sonrası çok tuhaf. İsmail Koç, yanında bir güvenlik görevlisi ile birlikte o yarbayın evine gidiyor. İstanbul Bebek’teki. Yarbayın eşi, ‘Eşim evde değil. Şu an müsait değilim. 3 gün sonra gelin’ diyor. 3 gün sonra gittiğinde ise kafası kazıtılmış, başka iki kız çocuğu çıkarılıyor karşısına. ‘Bunlar benim aradıklarım değil’ diyor. Yarbayın eşi ise, ‘Bizdekiler bunlar’ deyip, kapıyı kapatıyor. Dersimli İsmail daha sonra yine iz sürmeye çalışıyor ama muvaffak olamıyor. İşte belgeselin ana konusu da bu bulunamayan iki amca kızı ile bulunan bir başka amca kızlarının öyküsünü tüm dramıyla gözler önüne seriyor.

Bulunan amca kızlarının öyküsünü anlat bize biraz…

Bunlardan biri Samsun’da bir asker aileye evlatlık verilmiş. Aklı eriyor olan bitene. 10 yıl sonra ailesini bulmak için yola çıkıyor ve buluyor onları. Diğeri ise şu anda Adıyaman’da yaşıyor. O da ailesini 65 yıl sonra buluyor. Filmde ve daha sonra kitaba dönüşecek bu öyküleri onların ağzından çok daha detaylı öğreneceksiniz. İnanılmaz dramlar var bu öykülerde.

Sadece kız çocukları mı var belgeselinde..

Evet. Ne yazık ki sadece kız çocukları. Bu bir devlet politikası çünkü. Röportaj yaptığım bir kadına, ‘Niye sizi evlatlık verdiler?’ diye sorduğumda, ‘Hükümet kararıydı bu’ dedi. Benim üzerimde durduğum en önemli konulardan biri bu.

O zamanki devletin bu kararındaki niyet neydi?

37-38’de neler yaşandığı bir parçası olarak dedim ya çeşitli projeler geliştirildi. Şimdi o süreçte ‘Ulus yaratma da, dil ve kültür birliği yaratma da’ önemli konulardan biri de özellikle kız çocuklarının yetiştirilmesiydi. Evlatlık olarak kızlar verilmiş. Verilemeyenler için de Elazığ’da Sıdıka Avar adlı bir öğretmenin öncülüğünde bir kız enstitüsü kurulmuş. Kız çocukları oraya gönderilip bunlara Türk kültürü öğretiliyor. Avar kendini misyoner bir Türk öğretmeni olarak tanımlıyor. Tek amacı da Türk dilini ve kültürünü o bölgedeki kızlara aşılamak ve öğretmek.

DERSİMLİ İSMAİL KOÇ’A VERİLEN EVLATLIK BELGESİ1938 olaylarından 3 yıl sonra kızının ve yeğeninin izini süren İsmail Koç’a dönemin Salihli Kaymakamı Necati Vardar tarafından verilen yazıda aynen şöyle deniliyor: Kazamızın tatarislam köyüne yerleştirilen tunçeli göçmenlerinden hüseyin oğlu İsmail koçun İstanbul da bulunan yarbay münip yılmaz türkün nezdinde bulunduğu anlaşılan kız çocuklarını alıp gelmek üzere Dahiliye vekaletinin emirlerine atfen Manisa valiliğinin emniyet müdürlüğünün ifadesine 1/2/941 gün ve 3/1 D.41/137 sayılı emirleri mucibince mazereti tahakkuk etmiş bulunmasından İstanbul ve Zonguldağa gidip gelmek üzere 15 gün mezuniyet verilmiş olduğuna dair vesikadır. 5/2/941

YILLAR SONRA AİLELERİNE KAVUŞTULAR
Huriye ve Fatma (solda) amca torunları. Aynı köyde dünyaya geldiler. Çocukluklarının ilk yılları birlikte geçti. 1938 harekâtıyla ailelerinden ve köklerinden koparıldı. Harekâtı yönetenler tarafından Huriye Samsun’da, Fatma ise Malatya’da rütbeli askerlere ‘evlatlık’ verildi. Huriye 10 yıl, Fatma ise 65 yıl sonra ailesine kavuşabildi.

Dokuz Eylül Ün.’ de Saldırı !

Posted in ayrımcılık, faşizm, haberler, saldırı on Aralık 13, 2009 by kontrahaber

“İsmim Serhat ŞAHİN… 9 Aralık çarşamba akşamı saat 18:30 sıralarında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Dokuzçeşmeler Kampüsü içerisinde bulunan Müzik Kulübü’nde çalışma yaparken bir kişi cama vurarak ezan okunuyor gerekçesiyle benden içeride yaptığım çalışmayı kesmemi istedi. Reddedilince oradan sinirli bir şekilde uzaklaştı. İçeride 1 saat kadar çalışmama devam ettikten sonra bir arkadaşımlar birlikte kampüsün önünde otobüs beklerken yine aynı şahıs yanımıza yaklaşarak “Az önce seni uyardık, müziği kessen nolurdu?” diyerek bir tartışma başlattı. Bu ülkenin %99’unun Müslüman olduğunu ve bu davranışın kendilerine ve inanışlarına saygısızlık olduğunu ileri süren bu kişiler o sırada durakta bulunan kalabalığın da dikkatini çekerek bana ve yanımdaki arkadaşıma karşı kışkırtmaya çalıştılar, bir nebzede başarılı da oldular. Ben kendisine veya herhangi birisinin inancına saygısızlık etmediğimi, buranın akademik bir kurum olduğunu, her ezan okunduğunda kampüs içerisindeki tüm faaliyetlerin durdurulmasının beklenemeyeceğini ve daha birçok şeyi kendisine kendisine anlatmaya çalıştıysam da yanındaki kişilerden bir tanesi bana kafa atarak saldırdı. Diğerleri hatta kalabalığın içerisinden gaza gelen birkaç kişi de ona katılarak, kendimi korumak amacıyla yolun karşı tarafına kadar kaçtıysam da hep birlikte beni darp etmeye devam ettiler. Daha sonra polisi aramak amacıyla telefonu elime aldığımda hepsi birlikte grup şeklinde koşarak kampüsün arka tarafına doğru kaçarak uzaklaştılar. Etraftan yardıma koşan esnaf ve durakta o sırada otobüs bekleyen öğrenci arkadaşlarım da (resmi olarak) olaya tanıktır. Olaydan sonra Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi’nde yapılan muayeneler ve çekilen tomografiler sonucunda sol elmacık kemiğimde, göz arkasındaki kafa kemiğinde ve burnumda kırıklar olduğu ve operasyon gerekliliği saptanmıştır. Saldırıyı yapan şahıslardan bir tanesi olay esnasında kendi ağzıyla bana isminin “Muhammet Emre Tayyar” olduğunu ve Buca Eğitim Fakültesi’nde okuduğunu söylemiştir. Bu da demek oluyor ki yarın ben bu kişiyle yanyana aynı okullarda görev yapacağım. Artık herkes yaşadığı ülkenin ne hale gelmeye başladığının farkına varsın. Eğer sınıf arkadaşları ve diğer arkadaşları da bu kimsenin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlarsa, öğrensinler.

——————————————————
NOT: Bana hala “Sen de saygısızlık etmişsin, kapatsaydın nolurdu?!” veya “Burada kullandığın -dinci- kavramını çok yanlış ve yersiz buluyorum.” gibi mesajlar atan, olayın iç yüzünden habersiz kimselere küçük bir ek bilgi : Olaydan sonra ben hastanedeyken muayene-tomografi vs gibi işlemler esnasında hastanenin kapısı önünde kim olduğunu bilmediğimiz iki kişi, 16 yaşındaki kardeşimi bir kenara çekip “Biz karşı tarafın bir yakınıyız. Onun cezasını biz veriririz, siz davacı olmayın. Bak siz de öğrencisiniz, böyle işlerle pek uğraşmayın, kendinizi de düşünün.” gibi sözlerle gayet açık bir şekilde bizi tehdit ettiler. Olayın kendisi ve bu olayı yapanlar tesadüf eseri ortaya çıkmış falan değil arkadaşlar. Camı yumruklayıp beni uyardıktan sonra 1 saat kadar benim çıkmamı bekleyip, durağa kadar da beni takip etti bu insanlar. Burada ne ezan ne de kimsenin dini inancı falan söz konusu değil, hepsi birer bahane.”

“45′ lik” Adlı Bar Homofobiktir !!!!

Posted in ayrımcılık, boykot, haberler, lgttb on Aralık 8, 2009 by kontrahaber

HOMOFOBİK MEKAN…

Eşeğe altın semer vurmuşlar ve başında beklemişler,bir müddet sonra eşek aaaaa-iiiii diye anırmış.Başında bekleyenlerde şaşırmış altın semerli eşek yine aynı şekilde anırdığı için.Demem o ki ben yıllardır insanlara birşeyler öğrettiğimize inananlardanım.Ama taki geçen cumartesi başıma gelen talihsiz bir olaya kadar.

İstanbul’da son dönemlerde ismini Issız Adam Filminin şarkılarıyla duyuran 45’lik adlı nostajik mekanın kabalığından ve homofobik tavrından bahsedicem sizlere.Kulakdan kulağa duymadan birebir yaşadığım bu iğrenç tavırın en başına dönelim.Dizi sektöründen çalıştığım Birkaç arkadaşım beni her zaman taksime çıktığımda mutlaka uğrayıp birşeyler içip eğlendiğim 45’lik adlı mekana davet ettiler.

Cumartesi günü İzmir’den İstanbul’a uçup bu güzel eğlence gecesine katılmak için kendimi Taksim’de buldum.Arkadaşlarım benden önce mekana gitmişlerdi bende aradan bir saat sonra mekana gittim.Kapıda bir bayan görevli elinde bir dosyayla beni durdurdu.Rezervasyonunuz varmı diye sordu bende evet var bilmem kim adına dedim.Kadın telsizle birileriyle bir şeyler konuştu sonra bay bir güvenlik görevlisi geldi.Bu arada içeri giren çıkanların arasında ben öylece bekletildim.Adam beni Birkaç göz hareketiyle süzdükden sonra yanıma gelip buyrun dedi.Bende içeri girmek istediğimi arkadaşlarımın benim adıma rezervasyon yaprtıdıklarını söyledim.Ve ardından bu Beyefendi bana konseptlerine uygun olmadığımı ve içeri alamıyacaklarını söyledi.Önce bir dumur oldum tabikide.Adama nasıl yani benim devamlı geldiğim mekan burası ve özel parti dışında bugün bir konseptlerinin olmadığını söylediğimde ağzında birşeyler gevelemeye başladı.

Tabikide çok bozulmuştum ama kavga kültürüm olmadığı içinde peki diyerek mekanın önünden ayrıldım.Arkadaşlarıma mesaj atarak durumu bildirdim.Kapıya çıkan kız arkadaşlarımdan biri bizim arkadaşımızı içeri almamışsınız bunun sebebi nedir diye sorduğunda GAY di o yüzden almadık demiş.Benim GAY olduğum anlımdamı yazıyor onuda geçelim çünkü ben GAY’liğimi insanlar anlamasınlar diye kasmıyorum.Bu mekanda defalarca bir çok GA ve LEZBİYEN arkadaşlarımla rahatlıkla eğleniyorken bir anda ne olduda GAY ‘lere karşı böyle bir ambargo uygulanmaya başlandı.Dokuz senedir çalıştığım tv sektöründe bu yönümle saygı görmüşümdür.Olayın devamında tabikide kız arkadaşım bu haddini bilmeze gereken cevabı vermiş ve gurubuyla birlikde mekanı terk etmişler.GAY olduğumu söylediği kız arkadaşım beni tanıyan bilen ve seven biri,peki tam tersi benim GAY olduğumu bilmeyen biri olsaydı o an düşeceğim durumun akibetini düşünmek bile istemiyorum…

KİŞİSEL TERCİHLERİM YÜZÜNDEN İÇERİYE ALINMAMIŞTIM.ÖNCE ÇOK ÜZÜLDÜM SONRA BOŞ VERDİM SONRA HOMOFOBİK BİR ZİYNİYETİN BENİ BU ŞEKİLDE DIŞLAMASI GURURUMA DOKUNDU…

Bu tarz olaylarda gururumuzun incildiğini ve bunu başkalarıyla paylaşmaktan çekindiğimizi biliyorum.Ama lütfen bu tarz mekanları deşifre edelim.Tepkimizi gösterelim.Bügün benim Ya da sizin başınıza gelen olay daha sonra başka arkadaşlarımızında başına gelecek.Bu homofobik zihniyeti durdurmalıyız.

45’LİK MEKANI HOMOFOBİKTİR….

Engin Kocagöz