Archive for the boykot Category

Gazze için, Filistin için İsrail’e karşı boykot

Posted in boykot, destek, haberler on Aralık 21, 2009 by kontrahaber

Bundan tam bir yıl önce İsrail ordusu Gazze halkına topyekûn bir saldırının ilk bombardımanına başlamıştı. 22 gün süren bu saldırı, dünyanın gözü önünde, arkasında 1500’ün üzerinde ölü ve 5300’ün üzerinde yaralı bırakarak Gazze’yi bir enkaza dönüştürdü. Hamas’ı yok etme bahanesiyle Filistin halkının kendi kaderini tayin etmek için yürüttüğü mücadelenin iradesini kırmak ve direnişin tüm üyelerini yok etmek amacıyla düzenlenen bu saldırı sonucunda on binlerce Filistinli evsiz kaldı ve yüz binlercesi okulunu, geçim kaynağını, sağlık hizmetini ve en temel yaşamsal ihtiyaçlarını kaybetti.

Gazze’ye yönelik saldırı  aslında bitmedi; farklı biçimlerde devam ediyor. Gazze’ye uygulanan abluka dördüncü yılını doldurdu ve biteceğine dair herhangi bir işaret bulunuyor. Gün geçtikçe insanlığın sıfır noktasına yaklaşan Gazze açıkhava hapishanesi açlık, işsizlik ve çevre felaketleri gibi sorunlarla cebelleşiyor.

Uğursuz Oslo Anlaşması  ile yaratılan “barış süreci” kılıfıyla İsrail, yerleşim inşaatlarına, katliamlara, toprak gasplarına, uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerine artan bir hızla devam ediyor. Filistin halkının bu gidişe ikinci İntifada ile dur demesi karşısında İsrail barbarlıkta sınır tanımayarak işgali daha da ağırlaştırdı. Ortadoğu için her zaman bir tehdit oluşturmuş olan İsrail komşu ülkelere de saldırmaktan geri durmadı. 2006 yazında Lübnan’ın harap edilmesi ve Türkiye’den havalanan savaş uçaklarının Suriye topraklarını bombalaması hafızalardadır.

Artan bu suçlarına karşı İsrail hiçbir müeyyideyle karşılaşmadı. Tam tersine ABD’nin sınırsız diplomatik desteği, en gelişmiş silahları ve 3 milyar dolarlık mali desteği; AB – İsrail Birlik Anlaşması; gerici Arap rejimleriyle normalleşen ilişkiler; uluslararası camiada saygın bir devlet statüsü; artan yabancı yatırımlar ve cılız kınamalarla ödüllendirildi. Bu bağlamda İsrailli liderler anlamlı hiçbir bedel ödemeyeceklerinden emin bir şekilde Filistinlilerin boynundaki ilmeği gün geçtikçe biraz daha sıktı.

Dünya halkları tarafından yapılan dayanışma eylemleri ise Filistin halkının direnme umudunu yeşertse de durumu değiştirmekte yetersiz kaldı. Nitekim Siyonist devlet, üzerinde herhangi bir baskı hissetmedi. Çünkü İsrail, uluslararası alandaki askeri, diplomatik, ticari ya da akademik konumundan –Venezüella’nın tavrı gibi istisnai durumlar dışında- hiçbir şey kaybetmedi. Filistin halkı direnişini çeşitli biçimlerde sürdürürken devletler ve uluslararası kurumlar nezdinde adeta dokunulmazlık sahibi olan Siyonist devlete karşı barış ve eşitlikten yana toplumsal güçlerin, daha etkili olmak adına kullanabileceği bir araç olarak uluslararası boykot ve yaptırımlar kampanyasına kararlı bir şekilde devam ediyor.

Niçin Boykot?

İsrail, BM kararları  dahi uluslararası hukuk ve sözleşmelere kulağını tıkayarak Filistin halkını tecrit altında tutuyor ve Filistin toprağını işgal altında tutarak bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını engelliyor. Sınırları dahi belli olmayan, her an herhangi bir yeri işgal etme tehdidinden hiç vazgeçmeyen İsrail, Batı Şeria’yı küçük parçalar halinde bantustanlaştıran ve Filistinlileri açık hava hapishanesinde yaşamaya zorunlu bırakan ayırım duvarı ve yerleşim bölgelerini kurmaya, her türlü uluslararası karar ve çağrıyı hiçe sayarak devam ediyor. Gazze’de bir buçuk milyon Filistinliyi temel ihtiyaçlarından mahrum bırakarak insanlık tarihinin en utanç verici ablukalarından birini uyguluyor. BM’nin 194 sayılı kararını reddedip sayıları altı milyona ulaşan Filistinli mültecilerin geri dönüşünü engelleyerek, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını elinden alıyor. İsrail hapishanelerinde on bini aşkın Filistinli esir işkence ve tecrit uygulamalarına tabi tutuluyor. Aynı zamanda İsrail, Filistin halkının liderleri ve seçilmiş milletvekillerini hapse atarak Filistin halkının demokratik temsilini baltalıyor.

Bunun yanında İsrail, askeri güç kullanarak, her dönemde yeni işgaller gerçekleştirmekte, yeni ölümlere, yeni göçlere yol açıyor. İsrail, Filistin halkının emeğine, topraklarına, doğal kaynaklarına, geçim araçlarına el koyarak yerel ekonomiyi çökerten ekonomik tahakkümüyle Filistinlilerin yaşama koşullarını tahrip ediyor. Toprağın asıl sahibi olan Filistinlilerin büyük çoğunluğu mülteci kamplarında yaşarken bir bölümü Yeşil Hat gerisinde kalan ve İsrail nüfusunun beşte birini oluşturan 48 Arapları İsrail hukuk sistemi dâhilinde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor.

Bütün bunlara karşı yüz yılı aşkın bir süredir direnen ve mücadele eden Filistin halkı mücadelesinin bu anında İsrail’e, Güney Afrika’daki ırkçı rejimin sonunu getiren türden bir enternasyonal hareketle karşılık verilmesi stratejisini gündeme taşıdı. Temmuz 2005’te Filistinli siyasi parti, sendika, kitle ve taban örgütlerinden oluşan geniş bir koalisyon bu öneriyi somutlaştırdı. “Dünyanın her tarafından vicdanı olan insanları İsrail’e karşı Güney Afrika’ya karşı yürütülenlere benzer geniş boykotlar ve tecrit inisiyatifleri uygulamaya” çağırdılar. Boykot, Yatırımları Geri Çekme ve Yaptırımlar Kampanyası (Boycott, Divestment and Sanctions—kısaca BDS) böyle doğdu.

1948’de kurulan İsrail’i, 28 Mart 1949’da tanıyan Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Ortadoğulu ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülke oldu. ABD’nin Ortadoğu üzerindeki hegemonik çıkarları gereği Türkiye-İsrail ilişkileri ABD’nin destek ve katkılarıyla gün geçtikçe gelişiyor ve derinleşiyor ve ABD’nin politikaları doğrultusunda iniş çıkışlar gösteriyor. Büyük Ortadoğu Projesi dâhilinde Türkiye ve İsrail’in askeri işbirliğini güçlendiriliyor. Bu stratejik ittifak, ileriki zamanlarda çok boyutlu olarak karşımıza çıkacaktır. Bu stratejik ortaklığın temelinde başta Filistin halkına olmak üzere tüm bölge halklarına karşı düşmanlık ve emperyalist egemenlik vardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin çeşitli hükümetleri de bu ittifakın önemli bir parçası olageldi. Tansu Çiller ve Erbakan hükümetleri döneminde İsrail Türkiye ilişkileri askeri düzeye taşınırken Ecevit hükümeti döneminde Türkiye, İsrail Hava Kuvvetlerinin katılımıyla Konya’da Anadolu Kartalı kod adlı tatbikatların ilkini düzenlemiştir. Türkiye parlamentosunda, hala varlığını sürdüren Türkiye İsrail Parlamentolararası Dostluk Grubu, 183’ü AKP’li olmak üzere 289 parlamenter üyeliğiyle AKP hükümetinin ilk yılında oluşturulmuştur. Gazze saldırısının ardından, başkanı AKP milletvekili Nursuna Memecan olan bu gruptan pek çok milletvekili istifa etti, istifa etmeyenler arasında CHP’li Onur Öymen dikkat çekiyor. AKP hükümeti ise bir taraftan İsrail’le tüm düzeylerdeki ilişkileri geliştirirken öbür taraftan “Gazze’de kardeşlerimiz ölüyor; one minute!” söylemini başarılı bir ikiyüzlülükle iç politikaya yönelik olarak kullanıyor.

Türkiye egemenleri, dinci ve laik tüm kanatları ve ordu başta olmak üzere tüm kurumlarıyla bu ittifakın savunucusudur. Stratejik ittifakın temel direğini askeri işbirliği ve silah ticareti oluşturmaktadır. Türkiye ile İsrail arasında tarımdan tohumculuğa, hayvancılıktan sulamaya, kimyadan enerjiye, telekomünikasyondan turizme, güvenlik ve çevre teknolojilerinden danışmanlığa kadar oldukça geniş bir alanda işbirliği ve ticaret anlaşmaları mevcuttur. Türkiye’nin 2008 yılı itibariyle İsrail ile arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2.6 milyar dolardır. Türkiye-İsrail arasındaki askeri ilişkinin parasal boyutu ise 1.8 milyar dolar civarındadır. Tüm bu nedenlerle, Türkiye’de, İsrail devletinin cephaneliğine silah taşıma politikalarını hedef alarak yürütülecek bir boykot çalışması, Ortadoğu halklarının beklediği gerçek barışın gerçekleşmesinde önemli bir adım olacaktır.

Peki neleri hedef alacağız? Nasıl?

Ortadoğu’nun bir parçası  olarak bizler Ortadoğu’da emperyalist güçlerin gerçekleştirdiği bütün işgal ve sömürü biçimlerine karşı durmakta tereddüt etmedik. Yanı başımızda direnen Filistin halkı, Ortadoğu’da önemli bir antiemperyalist cephe oluştururken bizler bu cephenin destekçileri olduk.

İsrail’in bölgedeki en önemli müttefiki olan Türkiye’de, İsrail’e ve Siyonizme karşı etkin bir boykot kampanyası örgütlemek bugün Filistin halkı ile tutarlı ve etkili bir anti-emperyalist/anti-siyonist enternasyonal dayanışma için atılacak en anlamlı adım olacaktır.

Filistin halkı onuru ve özgürlüğü için Siyonist barbarlığa karşı topyekûn direniyor. Filistin şahsında tüm dünyanın işçi ve emekçileri, ezilen halkları bu saldırganlığın hedefindedir. Filistin halkının direnişine her alanda destek vermek bütün insanlığın görevidir. Kendimizle hesaplaşmak durumundayız. Bugün, Siyonist Devlet’le ve onun ardındaki emperyalist dünyayla suç ilişkileri ve ortaklığının tümüyle kesilip atılmasını açıktan savunmayan herkes tanık olduğumuz ve olacağımız bütün insanlık suçlarına birinci dereceden ortak olduğunu bilmelidir. Bizler bu suçlara ortak olmayacağımızı ilan ederek Siyonizmle suç ortaklığını hayatımızdan çıkarana kadar İsrail’i boykot edeceğiz!

Sözümüz açık ve nettir; Filistin halkına uygulanan bütün bu hak ihlallerinin suç ortağı olmayacağız! Bu topraklarda Siyonizmi hangi varlık biçimiyle olursa olsun barındırmayacağız! İsrail askerlerinin yaşadığımız toprakların havası, karası ve denizini kullanmalarına karşı bir yıllığına değil, işgal bitinceye ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkı tanınıncaya ve İsrail vatandaşı Filistinlilere eşit haklar sağlanıncaya kadar, Filistin halkının direndiği gibi direneceğiz! İsrail ve Türkiye sermayesinin ilişkilerini teşhir edip ürünlerini boykot edeceğiz! Özellikle stratejik sektör ve kaynaklara yönelen İsrail yatırımlarına karşı çıkacağız! İsrail işgalini mümkün kılan araç ve silahların gelişmesine vesile olan her türlü teknolojide, bizim üniversitelerimizde yapılan araştırmaların hiçbir katkısı olmaması gerektiğini kamuoyuna duyurmak, bu bağlantıları araştırıp ifşa etmek ve üniversiteler üstünde, İsrail üniversitelerinden ve şirketlerinden uzak durmaları için kamuoyu baskısı oluşturmak için mücadele edeceğiz! İsrail devletinin desteklediği kültür ürünlerini ve sanat yapıtlarını boykot ederek, İsrail’in kültür sanat kanallarını kullanarak imaj yenileme çabalarını boşa çıkaracağız!

Gazze ablukasının kaldırılması  için

İsrail ırkçılığını durdurmak için

Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönmesi için

Batı  Şeria ve Gazze’nin işgaline son vermek için

İsrail vatandaşı Filistinlilere uygulanan apartheide son vermek için

Filistin halkının kendi kaderini tayini için

İsrail’le tüm askeri, ticari, diplomatik, akademik, kültürel ilişkilere son verilsin!

Adem Guli: Direnişe Devam !

Posted in boykot, eylem, haberler, hak mücadeleleri on Aralık 11, 2009 by kontrahaber

Entes direnişçisi Gülistan Kobatan gibi krizin faturasına karşı tek başına başlattığı direnişini sürdüren Karahan Tekstil işçisi Adem Güli 11 Aralık günü Şişli / Mecidiyeköy’deki Cevahir Alışveriş Merkezi önünde olacak.

Geçtiğimiz haftalarda ucuz işgücü ve kaliteli mal için Karahan Tekstil gibi firmalarla çalışmayı tercih eden Marks&Spencer’ın Nişantaşı’ndaki mağazası önünde eylem yapan Adem Güli bu kez de Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki Esprit’i boykota çağıracak.

12 Kasım 2009 tarihinden beri Küçükçekmece’de direnişte olan Adem Güli tüm basın emekçilerini ve duyarlı kurumlara yapacağı eyleme destek vermeye çağırıyor.

11 ARALIK  2009 ( CUMA )

Saat : 15:30

Yer : Cevahir Alışveriş Merkezi önü / Şişli – Mecidiyeköy

“45′ lik” Adlı Bar Homofobiktir !!!!

Posted in ayrımcılık, boykot, haberler, lgttb on Aralık 8, 2009 by kontrahaber

HOMOFOBİK MEKAN…

Eşeğe altın semer vurmuşlar ve başında beklemişler,bir müddet sonra eşek aaaaa-iiiii diye anırmış.Başında bekleyenlerde şaşırmış altın semerli eşek yine aynı şekilde anırdığı için.Demem o ki ben yıllardır insanlara birşeyler öğrettiğimize inananlardanım.Ama taki geçen cumartesi başıma gelen talihsiz bir olaya kadar.

İstanbul’da son dönemlerde ismini Issız Adam Filminin şarkılarıyla duyuran 45’lik adlı nostajik mekanın kabalığından ve homofobik tavrından bahsedicem sizlere.Kulakdan kulağa duymadan birebir yaşadığım bu iğrenç tavırın en başına dönelim.Dizi sektöründen çalıştığım Birkaç arkadaşım beni her zaman taksime çıktığımda mutlaka uğrayıp birşeyler içip eğlendiğim 45’lik adlı mekana davet ettiler.

Cumartesi günü İzmir’den İstanbul’a uçup bu güzel eğlence gecesine katılmak için kendimi Taksim’de buldum.Arkadaşlarım benden önce mekana gitmişlerdi bende aradan bir saat sonra mekana gittim.Kapıda bir bayan görevli elinde bir dosyayla beni durdurdu.Rezervasyonunuz varmı diye sordu bende evet var bilmem kim adına dedim.Kadın telsizle birileriyle bir şeyler konuştu sonra bay bir güvenlik görevlisi geldi.Bu arada içeri giren çıkanların arasında ben öylece bekletildim.Adam beni Birkaç göz hareketiyle süzdükden sonra yanıma gelip buyrun dedi.Bende içeri girmek istediğimi arkadaşlarımın benim adıma rezervasyon yaprtıdıklarını söyledim.Ve ardından bu Beyefendi bana konseptlerine uygun olmadığımı ve içeri alamıyacaklarını söyledi.Önce bir dumur oldum tabikide.Adama nasıl yani benim devamlı geldiğim mekan burası ve özel parti dışında bugün bir konseptlerinin olmadığını söylediğimde ağzında birşeyler gevelemeye başladı.

Tabikide çok bozulmuştum ama kavga kültürüm olmadığı içinde peki diyerek mekanın önünden ayrıldım.Arkadaşlarıma mesaj atarak durumu bildirdim.Kapıya çıkan kız arkadaşlarımdan biri bizim arkadaşımızı içeri almamışsınız bunun sebebi nedir diye sorduğunda GAY di o yüzden almadık demiş.Benim GAY olduğum anlımdamı yazıyor onuda geçelim çünkü ben GAY’liğimi insanlar anlamasınlar diye kasmıyorum.Bu mekanda defalarca bir çok GA ve LEZBİYEN arkadaşlarımla rahatlıkla eğleniyorken bir anda ne olduda GAY ‘lere karşı böyle bir ambargo uygulanmaya başlandı.Dokuz senedir çalıştığım tv sektöründe bu yönümle saygı görmüşümdür.Olayın devamında tabikide kız arkadaşım bu haddini bilmeze gereken cevabı vermiş ve gurubuyla birlikde mekanı terk etmişler.GAY olduğumu söylediği kız arkadaşım beni tanıyan bilen ve seven biri,peki tam tersi benim GAY olduğumu bilmeyen biri olsaydı o an düşeceğim durumun akibetini düşünmek bile istemiyorum…

KİŞİSEL TERCİHLERİM YÜZÜNDEN İÇERİYE ALINMAMIŞTIM.ÖNCE ÇOK ÜZÜLDÜM SONRA BOŞ VERDİM SONRA HOMOFOBİK BİR ZİYNİYETİN BENİ BU ŞEKİLDE DIŞLAMASI GURURUMA DOKUNDU…

Bu tarz olaylarda gururumuzun incildiğini ve bunu başkalarıyla paylaşmaktan çekindiğimizi biliyorum.Ama lütfen bu tarz mekanları deşifre edelim.Tepkimizi gösterelim.Bügün benim Ya da sizin başınıza gelen olay daha sonra başka arkadaşlarımızında başına gelecek.Bu homofobik zihniyeti durdurmalıyız.

45’LİK MEKANI HOMOFOBİKTİR….

Engin Kocagöz