Archive for the festival Category

İşçi Filmleri Festivaline Dair İski Direnişçilerinden Açıklama

Posted in bilgi, dayanışma, destek, festival, haberler, hak mücadeleleri on Mayıs 17, 2010 by kontrahaber

09.04.2010 tarihinde Tekel, İSKİ, Samatya, İtfaiye, Marmaray, Sinter Metal, Esenyurt Belediye, Atık Kağıt ve ATV-Sabah direnişçileri olarak kurduğumuz platform: “Herbirimiz kölece çalışmaya kölece yaşamaya hayır demek için, ücretlerini alamadığı için, işten atıldığı için, taşerona hayır demek için ve güvencesizlikle mücadele etmek için direnişteyiz. Bir araya gelmemiz ve birlikte mücadele etmemiz gerektiği üzerinden, sınıf dayanışmasının en ileri örneğini sergileyerek tüm işçi kardeşlerimize örnek olmak ve birleşe birleşe kazanacağız sloganını slogan olmaktan çıkarıp somut karşılığını yaratmak için toplandık. Bundan sonraki süreçte işçi sınıfına dönük saldırıları püskürtmek, direnişlerimizin dayanışmasını sağlamak, uğruna bedeller ödediğimiz 1 Mayıs’a direnişlerimizin ortak iradesiyle yürümek, 1 Mayıs’ı ve sınıfın gündemlerini belirleyenin ihanetçi sendika bürokrasisi değil işçiler olması gerektiğine inandığımız için direnişteki işçiler platformu altında birleştik.” açıklamasıyla kendi ilan etmiştir.

Biz İSKİ işçileri, 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramına damgasını vuran, kürsü işgalini gerçekleştirerek Mustafa Kumlu’yu AKM binasına sığınmak zorunda bırakan eylemi bilfiil örgütleyen Direnişteki İşçiler Platformunun bir bileşeniyiz.

30 Nisan’da Direnişteki İşçiler Platformu olarak yayınladığımız “1 Mayıs’ın ve kürsünün gerçek sahibi işçi sınıfıdır, öncü işçilerdir, direnişteki işçilerdir!” sloganını kendine şiar edinen bildirimizde kürsüyü işbirlikçi sendika ağalarına bırakmayacağımızın net bir mesajını vermiştik. Kararlılığımızı, Taksim 1 Mayıs’ında kürsüden direnişteki işçiler olarak sınıf haini Kumlu’yu konuşturmayarak, meşru söz hakkımızı sendika ağalarının baskı ve engellemelerine rağmen fiilen kullanarak gösterdik.

1 Mayıs’ta yankı yaratan eylemimizi takiben, 2 Mayıs’ta beşincisi düzenlenen Uluslar arası İşçi Filmleri Festivaline davet edildik. Direnişimizin bilincine ve dayanışmacı ruhuna yaraşır biçimde festivale katıldık. Tertip komitesi Direnişteki İşçiler Platformu’ndaki direnişçilerin, protokolde oturacağı ve kürsü kurularak kendilerine söz hakkı verileceği yönündeki ifadelerine rağmen sözlerinin arkasında durmamıştır. Daha da ileri giderek biz Direnişteki İşçilerle Mustafa Türkel ve diğer sendikacıların protesto edilmemesi için pazarlık yapmaya yeltendiler. Bunu da “burası eylem yeri değildir” gibi sözlerle meşrulaştırmaya çalıştılar. Buna pabuç bırakmayacağımız anlaşıldığı anda da, bizi kendileri davet ettiği halde, biz direnişteki işçilere oturacak koltuk dahi göstermeyerek “Arka taraflarda bir yerde durun” diyebildiler. “Eğer protesto etmekte ısrarcıysanız, buradan gidin”, gibi tarih ve sınıf bilinciyle çelişen bir ifadeyi kullanabildiler. Bu noktadan sonra biz direnişteki işçiler olarak “Kahrolsun sendika ağaları, Satılmış sendika istemiyoruz” sloganlarımızla salonu terkederken, protokolde zaten Mustafa Türkel’in oturtulmuş olduğunu gördük. Bu hayret verici tutum karşısında protestomuzu Rüya Sineması önünde oturma eylemi biçiminde devam ettirdik.

1 Mayıs’ta platformumuzun tutarlılığının ve kararlılığının bir göstergesi olan kürsü işgalinin pek çok kesim tarafından desteklendiğinin ve sahiplenildiğinin gerçekliği ortadayken, 2 Mayıs’taki festivali düzenleyenlerin, 1 Mayıs’ta kendini gösteren; kürsüyü işçiye kapayan gerici zihniyetle paralellik göstermiş olması manidardır.

1 Mayıs’taki sendikal bürokrasiye karşı işçi inisiyatifiyle yapılan kürsü işgalini destekler görünenlerin, ertesi günkü festivale 1 Mayıs’taki (ve hatta 2 Nisan’daki) işçi protestolarına konu olan sendika bürokrasisinin başlıca temsilcilerinden Mustafa Türkel’i -hem de protokol konuşmacısı olarak- davet edilmesini samimiyetsizlik olarak değerlendiriyoruz.

Direnişteki İşçiler Platformu’nun bir bileşeni de olan biz İSKİ işçilerinin çabası, işçi sınıfının mücadele inisiyatiflerini geliştirmektir. Bunun başlıca engellerinden olan hain sendika ağalarını her ortamda ve her alanda protesto edecek ve konuşturmayacağız.

İSKİ Direnişçileri

Reklamlar

İşçi Filmleri Festivali’ nde Protesto !!!

Posted in destek, eylem, festival, haberler, hak mücadeleleri, yürüyüş - basın açıklaması, şehir on Mayıs 6, 2010 by kontrahaber

BASINA VE KAMUOYUNA,

Biz Direnişteki İşçiler Platformu olarak (Tekel, İSKİ, İtfaiye, Samatya, Marmaray, TÜBİTAK, Atık kağıt İşçileri, Esenyurt Belediye İşçileri, Sinter Metal işçileri, ATV-Sabah grevcisi) 2 Mayıs günü İşçi Filmleri Festivali’nin açılışına davet edildik. Taksim Meydanı’ndan Rüya Sineması’na yürüyüşle geldiğimizde önde 2, 3, 4, ve 5. sıralardaki koltukları direnişteki işçilere ayırdıklarını bildirdiler. Bizleri bu koltuklara oturttuktan sonra programı konuşmak için başka bir odaya çağırdılar. İçeriye girdiğimiz andan itibaren konuşmaların nasıl yapılacağı konusunda mutabık kaldıktan sonra protokolden davet ettikleri başta Mustafa Türkel ve diğer Türk-İş’li sendika ağalarını protesto etmememiz konusunda bir pazarlık başladı.

Bizler Direnişteki İşçiler Platformu olarak işçileri satan, işçilerin mücadelesinde barikat oluşturan, işçi mücadelelerinin içini boşaltan sendika ağalarına karşı sessiz kalamayacağımızı açık bir şekilde belirttik. Ve sendika ağalarının konuşacağı zaman salonu sessiz bir şekilde terk ederek protesto edeceğimizi bildirdik. Ve bu konuda anlaştıktan sonra salona girdiğimizde bize ayırdıklarını söyledikleri koltuklara sendika ağalarını oturtmuşlardı. Bize de salonun bir kenarında beklememizi, beğenmiyorsak çıkıp gitmemizi söylediler. Bunun üzerine biz direnişteki işçiler olarak bu tutumu protesto ederek “Kahrolsun sendika ağaları, Satılmış sendika istemiyoruz, Direne direne kazanacağız!” sloganları atarak salonu terk edip Rüya Sineması önünde bir saatlik oturma eylemi yaptık.

Oturma eylemi sırasında yanımıza gelen tertip komitesi bizim yaptığımızı eleştirerek bunun organizasyon hatası olduğunu ve yerlerin bilinçli olarak doldurulmadığını iddia etmişlerdir.

Ancak bizler bilmekteyiz ki bu, sendika ağalarını sessiz bir şekilde salonu terk ederek protesto etmemizi engellemek için yapılmış bir hamledir. Bu tartışmalar sırasında Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, yaptığımız bu oturma eylemini kastederek “Şu saatten sonra yaptıklarınızı Halkevleri’ne yapılmış sayıyoruz” dedi. “Sendika eleştirecekseniz yerleri bellidir” şeklinde konuştu. Biz direnişteki işçiler olarak adını işçilerden almış, özünü işçi direnişleriyle oluşturmuş bir festivalde, işçilere ihanet eden, direnişleri satan, sınıf mücadelesinin önünde barikat oluşturan sendika ağalarını protesto edemeyeceksek bunun yeri neresidir?

Tüm mücadelelerin önünde engel oluşturan sendika ağalarının böyle bir etkinliğin onur konuğu olarak ağırlanmasını kınıyor ve buradan tüm emekçilere ve emek dostlarına bu vesileyle sesleniyoruz: Adını sınıftan ve mücadeleden alan her türlü etkinliğe sınıfa ihanet etmiş sendika ağalarının çağrılmasını protesto ettiğimizi ve bundan sonra sendika ağalarının katıldığı her etkinliğe gelerek bu ihaneti protesto edeceğimizi duyuruyoruz. 1 Mayıs’ta kürsüyü gerçek sahiplerine veren biz direnişteki işçiler olarak, tüm kürsülerde sadece mücadele eden işçilerin, emekten yana mücadele veren ve ağır bedeller ödeyen devrimcilerin olması gerektiğine inanıyoruz.
Basına ve tüm emek kamuoyuna duyurulur.

Direnişteki İşçiler Platformu

Vicdan Filmleri

Posted in alternatif, festival, haberler on Ocak 2, 2010 by kontrahaber

“Sağduyunun, vicdanın sesi suskunluğa mahkûm edildi. Şimdi o vicdan çıkış yolu arıyor.“
Hrant Dink

GELİN, VİCDANIMIZLA BAKALIM!

Bu çağrı hepimize. Eli herhangi bir kamera tutabilen herkese.

Gelin, kameralarımızı elimize alıp dünyaya bakalım. Dünyaya vicdanımızla bakalım.

Gelin, vicdanımıza görünenleri birbirimizle paylaşalım.

Mesela… Yol kenarında yalnız bir kadın olmak, sokaklarımızda bir engelli olmak.

Mesela… Kendi ülkesinde ‘sürgün’ olmak, ana babanın dayağa kalkan elini izleyen küçük bir çocuk olmak, okullarımızda başörtülü olmak, HIV pozitif olmak, dayağa mahkûm olduğu evinde hapis bir kadın olmak, cinsiyet ve cinselliği kapalı kutulara hapseden bir dünyada transseksüel ya da eşcinsel olmak, ‘duyulur’ endişesiyle anadilinde konuşmaktan korkmak.

Mesela… Savaşmaya, eline silah almaya, öldürmeye mecbur kılınmak, koca şehirlerde zenginliğin orta yerinde açlık sınırında yaşamak. Hatta mesela… Bir sokak köpeği olmak… Dünyanın herhangi bir yerinde ‘öteki’ olmak.

Belki de mesela başkaları için önemsiz, sıradan bir ayrıntı olan ama tam da bizim vicdan gözümüze takılan o benzersiz şeyi bulmak.

Elbette vicdan sadece gözlerden ibaret değil. İyi ki de değil. Vicdanın bir de elleri var. Vicdan, kötülüğü sadece görmekle yetinmez, ona karşı harekete geçer. Vicdan, zulmü sadece kaydetmekle yetinmez, ona son vermek için mücadele eder. Vicdan, sadece mağduriyeti kayda geçmekle kalmaz, bizzat mağdur için, mağdurla dayanışma içinde bir şeyler yapmanın da derdinde olur.

Ve son olarak, vicdan tamamen özgürdür. En doğrusunu yine kendi bilir. Dolayısıyla yukarıda verdiğimiz tüm örneklemeler, sadece projeye katılmanız için ilham ve teşvik amaçlıdır; yollayacağınız işlerin çerçevesini tanımlama ve sizi sınırlama amacını asla gütmez.

Öyleyse gelin, dünyaya şöyle bir vicdanımızla bakalım. Ve en fazla 5 dakika uzunluğunda bir kısa film çekelim.

İhtiyacımız olan tek şey, bir çift göz, bir kamera ve gönül gözü vicdanımız.

Gelin, vicdanımızla bakalım. Ortak bir vicdan için vicdanlarımızı görünür kılalım.

“Gerçekliği kabul edip etmemek esasen herkesin kendi vicdan sorunudur, bu vicdan da temelini bizatihi insanlık denilen ortaklığımızdan, ‘insan’ kimliğimizden alır.”
Hrant Dink

Katılımcılarımızdan gelen yoğun istek nedeniyle Vicdan Filmleri’ne son katılım tarihi 30 Kasım 2009’dan 31 Mart 2010’a; jürinin belirlediği 20 filmi açıklama tarihi ise Şubat 2010’dan Haziran 2010’a alınmıştır.

http://www.vicdanfilmleri.org/


Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi Çağrısı

Posted in alternatif, destek, festival, haberler, söyleşi - panel - tartışma on Aralık 16, 2009 by kontrahaber

Irkçı ve etnik ayrımcılık ve nefret suçlarına karşı uluslararası bir şenlik düzenlemek üzere ilk örgütlenme toplantımızı yapacağız. Şenlikte şu tür etkinlikler düşünüyoruz:

-Konserler
-Stantlar
-Söyleşiler
-Atölyeler
-Film gösterimleri
-Tiyatrolar
-Sergiler
-Yarışmalar
-Forumlar
-Serbest kürsü

Taslak fikirlere göre, her bir tema için alanlar ayrılması ve söz konusu temaların ilgili sivil toplum kuruluşları ve gruplar tarafından örgütlenmesi şeklinde. Organizasyonda konuyla ilgili aktivistlerin ve sivil toplum kuruluşlarının başından itibaren yer alması için de çaba harcanacak.
Etkinliği şu an için Eylül 2010 olarak planlıyoruz, ancak bahar aylarından başlayarak bir süreç içinde, dozu giderek artan bir şekilde çeşitli etkinliklerle beslenmesi söz konusu.

Konuya ilgi duyan aktivistler, sanatçılar, sivil toplum temsilcileri ile örgütlenmenin ilk adımlarını atmak üzere bir araya geliyoruz…

Sizi de bekleriz…

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi ve
Sosyal Değişim Derneği

18 Aralık 2009 ( Cuma )

19.00

Sosyal Değişim Derneği bürosu

İstiklal Caddesi, Bekar Sokak, 16/3, Beyoğlu – İstanbul

Hangi İnsan Hakları ? ( Dünyadan Hak [sızlık] Manzaraları )

Posted in alternatif, festival, haberler, hapishaneler on Aralık 13, 2009 by kontrahaber

Documentarist – İstanbul Belgesel Günleri, yıl içine yaydığı etkinlikler dizisine yeni bir sayfa ekliyor: “Hangi İnsan Hakları?”… İnsan hakları konusunu, hem ülkemizden hem de dünyanın pek çok köşesinden bu alanda çarpıcı deneyimler aktaran filmlerle gündeme taşımayı amaçlayan Documentarist, 10 Aralık İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Haftası dolayısıyla 14-17 Aralık 2009 tarihlerinde, festivallerde epey ses getirmiş filmlerden oluşan bir belgesel haftası düzenliyor. “Hangi İnsan Hakları?” başlıklı bu yılki etkinliğin ana teması ise “cezaevleri” olarak belirlendi.
Dünyada pek çok ülke ve şehirde düzenlenen ‘insan hakları film festivali’ geleneğine uygun olarak, mini bir festival boyutunda tasarlanan etkinlikte, birbirinden önemli bir düzine belgesel gösterilecek. İnsan hakları temelli sorunlar içinde en kronikleşmiş alanı oluşturan cezaevlerinin, gözden ırak tutulduğu ve gündemden dışlanarak giderek görünmez kılındığı gerçeğinden hareketle, program daha çok bu konuya odaklanan Türkiye’de daha önce gösterilmemiş filmlerden oluşturuldu.

CEZAEVİNDE GEÇEN HAYATLAR

Etkinlikte gösterilecek filmlerden biri, 28 yıldır cezaevinde yatan ve her an infaz tehdidiyle yaşayan idam hükümlüsü radikal gazeteci-yazar Mumia Abu Jamal’ın hayatını konu alan “Ömrüm Hapiste Geçti” (In Prison My Whole Life), yapımcılığını ünlü aktör Colin Firth’ün üstlendiği bir belgesel. Bir polisi öldürmekle suçlanan ancak çeyrek asırdır masum olduğunu haykıran Kara Panterler üyesi gazeteci Abu-Jamal’in hikayesi, onun yakalandığı gün doğmuş bir gencin Amerikan adalet sistemine yaptığı bir yolculuk üzerinden anlatılıyor. Abu-Jamal’in infazı şu günlerde yeniden gündemde; dünyanın her köşesindeki dostları ise bunun gerçekleşmemesi için çaba harcıyor.

Mumia Abu-JamalEtkinlikte gösterilecek bir başka ilginç film, çekimi yaklaşık 20 yıl süren “René”, yaşamının büyük bir bölümünü cezaevinde geçiren bir adamın iç dünyasına doğru unutulmaz bir yolculuk yapıyor. Uzun yıllara yayılmış öyküleri ile tanınan Çek sinemasının usta belgeselcilerinden Helena Trestikova’nın filmi, geçen yıl En İyi Avrupa Belgeseli seçilmesinin yanısıra pek çok ödül kazandı.

Yine ödüllü filmlerden “Kale” (La Forteresse), İsviçre’nin ücra bir köşesinde, dağdaki bir kampta tutulan mültecilerin dramını konu alıyor.
Etkinlik kapsamında ilk kez Türkiye seyircisiyle buluşacak olan belgesellerden biri de, ilk gösterimi bu yıl Sundance Film Festivali’nde yapılan “Hesaplaşma” (The Reckoning). Film, aralarında Sudan Devlet Başkanı Ömer El-Beşir’in tutuklanma talebi dahil olmak üzere, insanlığa karşı işlenmiş suçlarla ilgili kararlara imza atan Uluslararası Suç Mahkemesi’nin bir savcısının insanüstü çabalarını aktarıyor. Kanada yapımı belgesel “Mavi Bereliler: Barış ve Utanç” (Blue Helmets: Peace and Dishonor), Birleşmiş Milletlere bağlı barış gücü askerlerinin görev yaptıkları bölgelerde yerel halka karşı işledikleri suçları ele alırken; “Camdan Ev” (The Glass House) İran’da şiddete maruz kalmış kadınların kaldığı bir sığınma evinden portreler aktarıyor. “Hangi İnsan Hakları?” kapsamında Hollanda’da yayın yapan Metropolis TV tarafından gerçekleştirilmiş, “Cezaevinde Yaşam” başlıklı kısa filmlerden oluşan bir seçki de gösterilecek.

Belgesel haftasında Filistin üzerine de üç film yer alıyor. “Buluşma Noktası” (Encounter Point) herkesin savaş psikolojisi içinde yaşadığı bir ortamda barışa şans tanımak isteyen bir grup İsrailli ve Filistinli barış eylemcisinin hikayesini anlatıyor. Filmde, savaşta sevdiklerini yitirdiği halde intikam duygusuna Camdan Evkapılmak yerine “karşı saftakilere” elini uzatan, iki taraf arasında bir diyalog köprüsü kurmaya çalışan insanların doğaüstü çabasını izliyoruz.

TÜRKİYE’ DEN ÜÇ BELGESEL

Türkiye’den ise, geçtiğimiz günlerde Altın Portakal ödülünü paylaşan, cezaevi sorununa biri içeriden diğeri dışarıdan yaklaşan “5 Nolu Cezaevi” ve “Ziyaretçiler” etkinlik kapsamında bir kez daha seyirciyle buluşacak. “5 Nolu Cezaevi”, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan gaddarlıkları, o işkencelere maruz kalmış tanıkların ağzından aktarırken; “Ziyaretçiler” New York dışındaki cezaevinde yatan yakınlarını her hafta ziyarete giden kadınların yolculuğunu anlatıyor. Bugüne kadar 20’yi aşkın ülkede gösterilen “İbret Olsun Diye” ise, Türkiye’deki uygulamalar üzerinden idam cezasını sorguluyor.

Avrasya Sanat Kolektifi tarafından düzenlenen Documentarist’in “Hangi İnsan Hakları?” etkinliği, Hollanda Başkonsolosluğu’nun işbirliği ile gerçekleştiriliyor. 14-17 Aralık 2009 tarihlerinde gerçekleşecek etkinlik boyunca, cezaevindeki yaşam koşullarına dikkat çeken bir panel, içeridekilere mektup yazma kampanyası gibi yan etkinlikler de düzenlenecek. Film gösterimleri Hollanda Konsolosluğu’na bağlı Dutch Chapel (Beyoğlu) ile Tütün Deposu’nda (Tophane) yer alacak.

‘VIVA PALESTINE’ KONVOYU İSTANBUL’A GELİYOR

Başını İngiliz muhalif parlamenter George Galloway’in çektiği ‘Viva Palestina’ konvoyu, geçen yıl Britanya’dan yüzlerce araçla yola çıkıp Fransa ve İspanya üzerinden Kuzey Afrika’ya, oradan uzun bir yol katederek Mısır’a kadar gelmiş ve Gazze üzerindeki kuşatmayı kırmayı başararak, bölgeye yardım malzemesi götürmüştü. Aynı organizasyon Aralık ayında tekrar edilecek ve yine dev bir konvoy bu kez İstanbul’dan geçerek Suriye ve Ürdün üzerinden Gazze’ye ulaşmaya çalışacak. Konvoyu kameralarıyla karşılamaya hazırlanan Documentarist, aynı tarihlerde bir önceki konvoyun hikayesini anlatan “Üç Amca Gazze Yolunda” (Three Uncles Go to Gaza) adlı belgeseli de programına aldı. Gösterim yönetmenin ve konvoy temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşecek. Filistinle ilgili diğer bir film, “Azim: Filistinde Hayat” (Sumoud – This Palestinian Life), Filistinli köylülerin yıllardır büyük bir sebatkarlıkla sürdürdüğü barışçıl direniş biçimlerini anlatıyor. Yönetmen Philip Rizk, filmin yapımı sırasında Mısır güvenlik güçleri tarafından kaçırılarak sorgulanmıştı.

GÖSTERİM PROGRAMI:

http://www.documentarist.org/insan/program.html

14 – 17 Aralık 2009
Hollanda Başkonsolosluğu Dutch Chapel, Tütün Deposu

Not: Gösterimler Ücretsizdir !

12. İstanbul Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali

Posted in festival, film gösterimi, haberler, şehir on Kasım 27, 2009 by kontrahaber

Türkiye’de düzenlenen ilk belgesel film festivali olan 1001 Belgesel Film Festivali, 4-11 Aralık tarihleri arasında on ikinci kez dünyanın her köşesinden öyküleri İstanbul izleyicisine taşıyacak.

Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) tarafından, Türkiye’de belgesel sinema kültürünün yerleşmesi ve gelişmesi için düzenlenen 1001 Belgesel Film Festivali, dünya insanlarının yaşamlarını, öykülerini, tarihlerini buluşturarak insanlarının kendilerini ifade edebilmelerine katkıda bulunmayı, farklı kültürlerin birbirleri hakkında daha fazla bilgi edinmeleri ve böylece farklılıklar konusunda anlayışı ve hoşgörüyü arttırmayı hedefliyor. Bu anlamda daha çok sosyal ve tarihsel konulara vurgu yapan 1001 Belgesel Film Festivali programında dünyanın pek çok farklı ülkesinden filmler yer alıyor.

Festival, gerek Türkiye gerekse dünyanın farklı ülkelerinden, kültürlerinden belgeselleri bir araya getirmenin yanı sıra belgesel sinema alanında çalışmalar yürüten insanlar için de bir platform olma özelliğine sahip.

Festivalde gösterilecek filmlerin yönetmenlerinden bir bölümünü de ağırlayacak olan 1001 Belgesel Film Festivali’nin bu yılki davetlileri arasında dünyanın en önemli belgesel film festivallerinden biri olan Amsterdam Belgesel Festivali IDFA’dan Peter van Bueren, Avrupa Belgesel Ağı (EDN) kurucusu ve yıllarca EDN’ye başkanlık etmiş olan Tue Steen Müller de yer alıyor. Festivale katılacak yönetmenlerden bazıları ise Yunanistan’dan Robert Manthoulis, Stavros Psillakis, Elias Giannakakis, Geranimos Rigas, Hollanda’dan Michiel Erp, Brezilya’dan Daniela Broitman, İngiltere’den Yumiko Hayakawa, Küba’dan Rigoberto Lopez Pego ve Rusya’dan Georgy Paradzhanov.

Festival esnasında film gösterimlerinin yanı sıra panel, söyleşi, ustalık dersi ve “geceyarısı belgeselleri” gibi etkinlikler de gerçekleştirilecek. 12. Festival ayrıca bir süredir ara verilen bir geleneği de devam ettiriyor ve dokuzuncusu gerçekleştirilecek olan “Uluslararası Belgesel Sinemacılar Konferansı”na ev sahipliği yapıyor. Özellikle belgesel sinemacıları bir araya getiren konferansın konusu ise “Bir Sanat Formu Olarak Belgesel Sinema” .
Festival açılışı 3 Aralık 2009 Perşembe akşamı Cemal Reşit Rey salonunda gerçekleştirilecek. 20:30’da başlayacak olan açılışta festival yöneticileri ve festivale destek veren kurum ve kuruluşların temsilcileri birer konuşma yapacaklar. Açılış gecesi ayrıca çeşitli dillerde söylenen şarkılardan oluşan mini bir konser de düzenlenecek.

FESTİVAL FİLMLERİ

12. İstanbul Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’nde bu yıl yaklaşık 80 belgesel gösterilecek.

Festivalde son iki yılda üretilmiş dünya belgeselleri ağırlıkta. İçlerine doğdukları kültürle kadın olmayı sorgulayan ve çatışmalarını şiir ve şarkılarla dile getiren kadınların hikayesi “Queen Khantarisha”, Rusya’da komünizmden kapitalizme geçiş dönemi sırasında intihar ederek hayatına son veren yetenekli genç Rus şairi anlatan “Boris Ryzhy”, kadın giysilerine ve takılarına ilgi gösteren ama kendisini ailesi ile ilişkilerinde neyin beklediğini tahmin edemeyen 14 yaşında bir gencin hikayesini belgeleyen “Let’s Be Together”, İran’da poligamik, komik, trajik bir evlilik hikayesinin belgeseli “Four Wifes One Man”, Ermenistan’da yaşayan Yezidilerin günlük yaşamlarını yansıtan“Children of Adam”, ikinci dünya savaşı sonrası Yunanistan’da solcuları “rehabilite” etmek için kapattıkları hapisane-ada Makronissos’u anlatan “Exile Island”, Katrina Kasırgası sonrasında hayatları tamamen değişen çocukların kendi ağzından onların hikayelerine yer veren “Katrina’s Children” bu belgesellerden bazıları. Yine festival programındaki “Letters to the President” İran’da Ahmedinejad’a halktan insanların yazdığı mektuplar ve verilen cevapların işlendiği, Berlin Film Festivalinde de gösterime giren belgeseller arasında yer alan filmlerden biri. Uluslararası film festivallerinde başarı kazanmış bir diğer film ise “Petition”. Cannes Film Festivali’ne de seçilen belgesel yerel yönetimlerle ilgili şikayet dilekçelerini eksenine alarak Çin’in bugünkü durumundan kesitler sunuyor. Festival filmlerinden “Rough Aunties” ise Güney Afrika’da “apartheid” sonrası bir araya gelen beş kadının, tacize, kötü muameleye maruz kalmış ve unutulmuş çocuklar “bir şans bulabilsin” diye verdikleri mücadeleyi anlatıyor.

Festival programında ayrıca  İstanbul’da gerçekleştirilecek olan Avrupa Sosyal forumu açısından deney paylaşımı olabilecek filmler de yer alıyor. Brezilya’nın kenar mahallelerinden birinde yaşayan “sırandan” insanların Sosyal Forum’a katılımının hikayesini anlatan “Voices From the Edge” ve yine Brezilya’da Rio de Janerio’nun zor mahallelerinde yaşayan, politik bir kaygıları olmadan temel vatandaşlık hakları – hizmetlerini elde edebilmek için kendi hayatlarını mücadeleye adayan topluluk liderlerinin Sosyal Forum’a dahil olmalarının hikayesine yer veren “My Brazil” bu filmlerden ikisi. Yine aynı eksende değerlendirilebilecek bir diğer film de 2001 yılından bu yana İngiltere’de, Parlamento Meydanı’nda barış kampanyası yürüten ve o tarihten bu yana meydanda yaşayan Brian Haw ve ona destek verenleri konu alan “Brian & Co. Parliement Square”. Belgesel İngiltere’de insan hakları ve düşünce özgürlüğünün nasıl baskıya uğradığını gözler önüne seren belgesellerden.

Bu yıl İstanbul’da daha önce gösterilmemiş bazı arşivlerden filmler de festivalin programında yer alıyor. 1950 ve 60’lı yılların Sovyet propaganda filmleri, haber arşivleri ve TV görüntülerinden arşivler kullanılarak kurgulanmış “Revue”, 2. Dünya Savaşı’nın en uzun kuşatması olan ve Hitler’in üç milyon nüfuslu bir şehri açlığa mahkum ettiği Leningrad Kuşatması’nı belgeleyen “Blockade” arşiv görüntülerinin gücünü ve önemini yansıtan filmler arasında. Yine tamamen arşiv görüntülerinden oluşan ve Portekiz’de Salazar diktatörlüğünü işleyen deneysel belgesel “Natureza Morta” da festivalin önemli filmleri arasında yer alıyor. Filmin yönetmeni Susanna de Sousa Dias festivalin ağırladığı yönetmenler arasında ve Belgesel Sinemacılar Konferansı’nda bir bildiri sunacak.

Festivalin bir diğer önemli bölümünü de müzikle ilgili belgeseller oluşturacak. “One Man in the Band” tek başına bir orkestra gibi müzik yapan, yeni müzik enstrümanları icad eden ve onları çalan, kendi bestelerini kendi yapıp, kendi çalıp, kaydedip dağıtan birbirinden farklı müzisyenleri takip eden bir film. Venezulea’da klasik müzik eğitimi alan gençlerin hayalleri ve geleneksel müzik ile kurdukları ilişkiyi konu edinen belgesel “Mata Tigre” ise gettolarda yaşayan çocukların silahlar yerine müzik enstrümanlarını tercih etmesi, Bach ya da Bethoven’ın onlar için birer kahraman haline gelmesinin hikayesini anlatıyor. “Trubacka Republika” “Trompet Cumhuriyeti” filmi ise Sırbistan’ın neredeyse milli çalgısı haline gelmiş olan trompet ve bu enstrümanın hayatın her alanına nasıl dahil olduğu, hatta ulusal bir enstrüman olarak algılanışı üzerine eğlenceli bir belgesel. Müziğin sosyal bir köprü haline gelişinin bir örneğini sergileyen “Zanzibar Musial Club” belgeselinde ise Afrika vurmalıları, Hint melodileri, Latin ritimleri ve Arap ezgileri ile beslenen bir dünya anlatılıyor. Bu bölüme dahil edilen bir diğer belgesel de “Vlada”. Film Yuvoslavya’da bir rock ilahı olan Sırp şarkıcı ve söz yazarı Vladimir Divljan’ın savaşla birlikte Avrupa’ya göç eden insanlar arasında yerini alması ve zamanla kendini deneyimlerini müziğine yansıtan bir dünya müzisyeni olarak görmesinin hikayesi anlatılıyor.

Bu yıl festival programında yer alacak bölümlerden biri de Küba Belgesel Sineması. Küba’nın ilk kültürel kurumu olan “Küba Sinema Sanatı ve Endüstrisi Enstütüsü”nün (ICAIC) ellinci yılı olması vesilesi ile ICAIC, Küba Elçiliği ve Jose Marti Küba Dostluk Derneği’nin katkılarıyla bir Küba belgeselleri retrospektifi yapılacak. Ayrıca Gloria Argüelles’in filmi “A History in Black and White” filminin dünya prömiyeri de bu kapsamda gerçekleştirilmiş olacak.

Türkiye’de belgesel sinemanın gelişimine katkıda bulunmayı amaç edinen 1001 Belgesel Film Festivali programının önem verdiği bölümlerden biri de Türkiye’den Belgeseller. Bu kapsamda gösterilecek olan filmlerden Melis Birder’in “Ziyaretçiler” belgeseli on yıldır her hafta sonu hapishanedeki kocasını ziyaret eden Denise’nin gözünden, çoğunlukla siyahi ve Latin kökenli kadın ve çocukların dahil olduğu ziyaretlerin nasıl bir sisteme dönüştüğünü ve Amerikan hapishane sistemini sergiliyor. Caner Canerik’in yönetmenliğini yaptığı “73. Millet” ise Malatya’da Alevi nüfusun yoğun olduğu bir köyde çobanlık yaparak geçinen üç insanın hikayesine yer veriyor. Usta belgeselcilerden Enis Rıza’nın son filmi “Çöpte Dostoyevski Buldum” festivalde dünya prömiyeri yapılacak belgesellerden biri. Belgesel, hayatını kağıt çöpçülüğü yaparak kazanan bir gencin bir sahafa dönüşmesinin hikayesini anlatıyor. Melisa Önel’in yönetmenliğini yaptığı “Ben ve Nuri Bala” ise kadınlık ve erkeklik kategorilerinin dışına taşan feminist-aktivist Esmeray’ın hayatı üzerine bir belgesel. Deneyimli belgeselci Mustafa Ünlü’nün filmi “Kurşun Kalem” Siverek’ten Paris’e uzanan bir hayat ve kitapları ile yazar Osman Necmi Gürmen’in biyografisini sunuyor. Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan olayları tanıklarla anlatan Çayan Demirel’in “5 No’lu Cezaevi” filmi de festivalde gösterilecek filmler arasında.

FESTİVAL MEKANLARI

1001 Belgesel Film Festivali film gösterimleri ve yan etkinlikleri, Fransız Kültür Merkezi, Pera Müzesi, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Muammer Karaca Tiyatrosu, Kumbara Sanat, Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Tarihi Sümerbank Binası ve Tütün Deposu’nda gerçekleştirilecek.

4 – 11 Aralık 2009