Archive for the hapishaneler Category

Diyarbakır E-Tipi Cezaevi’nde Çocukların İsyanı

Posted in eylem, haberler, hak mücadeleleri, hapishaneler on Mayıs 5, 2010 by kontrahaber

Tutuklu çocukların isyanı 5 saat sürdü

Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde hasta arkadaşları tedavi edilmediği için 7. ve 12. koğuşlarda isyan başlatan çocukların 5 saat süren direnişi, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin hangi aşamaya geldiğini gösterirken, cezaevi önünde saatlerce bekleyen aileler de, cezaevi kapısında çıkan herkesten bilgi almak istedi, bilgi alamayınca da sinir krizleri geçirdi.

12 Eylül askeri darbesi döneminde olduğu gibi şu anda da hak ihlalleri şikayetleri ile gündemde olan Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde çocuklar yaşadıkları ve maruz kaldıkları uygulamalara karşı isyan etti. Daha bir hafta önce bu uygulamalardan dolayı intihar girişiminde bulunan bir çocuğun ardından, aynı koğuşta açlık grevi başlatan ve yetkililere gönderdikleri mektuplarla da seslerini duyuramayan çocuklar, ölümün eşiğine gelen hasta arkadaşları için cezaevinde isyan başlattı. Dün akşam saat 19.00 sıralarında 7. koğuşta kalan çocuklar hasta arkadaşlarının hastaneye götürülmediğini ve tedavilerinin yapılmadığını belirterek, yatakları ateşe verdi, koğuş kapılarını kapattı ve isyanı başlattı. Yaklaşık 5 saat süren çocukların eylemine, 12. koğuşta kalan çocuklar da destek verdi.

Ailelerin saatler süren tedirgin bekleyişi

Cezaevinde çocukların isyan başlattığını duyan aileler, insan hakları savunucuları ve BDP’liler, Diyarbakır E Tipi Cezaevi önüne akın etti. Çocuklarının hayatından endişe duyan aileler, cezaevinden ambulansların dışarı çıkmasını görünce kaygıları bir kat daha arttı. Saatlerce cezaevi önünde bekleyen aileler, içerden bilgi alamayınca sinir krizleri geçirdi ve kapıdaki görevliler ile polisle tartıştı. Gözyaşlarının sel olduğu, kaygıların doruğa çıktığı cezaevi önünde aileler, cezaevinden çıkan herkesi durdurup bilgi almaya çalıştı. Ancak içeriden hiçbir bilginin gelmemesi ve ambulansların gidiş gelişleri aileleri iyice tedirgin etti. Kucağında çocuğu ile cezaevi önüne gelen Ayten Gülcü adlı vatandaş, 7 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan ve 2 yıldır cezaevinde bulunan oğlunun durumunu öğrenmek için bekleyen ailelerden sadece birisiydi. Saatlerce cezaevi önünde bekleyen Gülcü, ‘Ya bizi de alın, eğer öldürdüyseniz de gelin bizi de öldürün’ diyerek tepkisini gösterdi.

Tuğluk: Çocukların cezaevinde olması utanç verici

Cezaevi önünde bekleyen İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Burhan Zorooğlu da, ‘Bu bir gerçeği ortaya koydu. Çocukları çeşitli gerekçelerle içeri koymak hiçbir sorunu çözmüyor. Sorunu daha çok büyütüyor. Çocuklar şimdi okulda olmaları gerekirken şu anda cezaevlerindeler. Cezaevleri sorunların çözüldüğü yerler değildir. Sorunun çözümü bu çocukların tamamıyla tahliye edilmesidir’ dedi. Cezaevi önüne gelen kapatılan DTP’nin siyasi yasaklı Milletvekili aynı zamanda avukat olan Aysel Tuğluk, cezaevine girerek çocuklar ile görüşmek istedi. Tuğluk cezaevine girdi ancak çocuklar ile görüştürülmedi, savcı ile ancak telefon ile konuşabildi. Tuğluk cezaevi çıkışında yaşanan olayı, ‘Bu çocukların cezaevinde olması utanç verici bir durumdur. Hangi koşullar ve hangi şartlar bu çocukları isyana sevk ediyor?’ diyerek tepkisini dile getirdi.

‘İsyan, çocukların yaşadıklarına tepkisidir’

Cezaevi önünde bekleyen Çocuklar İçin Adalet Girişimi Sözcüsü Arif Akkaya da, isyanın başladığı koğuşta uzun süredir çocukların yaşadıkları sorunları idareye bildirmesine rağmen hiçbir çözümün geliştirilmediğini ve çocukların bu nedenle isyan ettiğini söyledi. Akkaya, ‘Hastalanan bir çocuk haftalarca aylarca revire çıkarmıyor. Çıkardığında da bir iğne yapıp çıkarıyorlar. Kalp hastası, migren, sara, boğaz enfeksiyonlarına kapılmış çocuklar var. Şu anda 6 hasta çocuk var. 4 tanesi 7. koğuşta, 2’si de 12. koğuşta. Bunların hepsi üste üste yüklenince ve bu çocuklar ciddiye alınmadıklarından dolayı, bu çocuklar kendi haklarını savunmanın yol ve yöntemlerini aradılar. Arkadaşları intihar girişiminde bulundu. Bütün bunlar çocukların psikolojisini alt üst etti. Bu isyan çocukların yaşadıklarına tepkisidir. Kimse bu çocukları hor görmesin. Yasalar çıkarılacak dediler ama o yasaları da çıkarmadılar. Sorunları ile ilgilenmeyen idare ile nasıl tepkisini dile getirecek. Bu çocuklar kimseyi öldürmedi. Bu çocukların serbest bırakılması gerekir. Şu andaki sistem de acaba Siirt valisi gibi, ‘Taş atmasınlar fuhuş yapsınlar’ anlayışı mı geliştiriyorlar’ dedi.

BDP’lilerin açıklaması aileleri rahatlattı

Daha sonra BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, kapatılan DTP’nin siyasi yasaklı Milletvekili Aysel Tuğluk ve BDP Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş cezaevine girerek savcıdan çocuklarla görüşmek için izin istedi. Koğuşta kalan çocuklarla görüştürülmeyen BDP’liler, olaylar sırasında yaralanan 2 çocuk ile görüşerek olaya ilişkin bilgi aldı. BDP’liler görüşmenin ardından dışarıda bekleyen ailelerin yanına gelerek konuya ilişkin bilgi verdi. Ailelere bilgi veren Beştaş, cezaevinde isyanın sona erdirildiğini söyledi. Akat Ata da çocuklarının durumunun iyi olduğunu söylemesi üzerine aileler biraz olsun rahatladı. İsyanın sona erdirildiğini ve çocukların durumunun iyi olduğunu belirten Ata, 2 çocuğun dolapları kapı arkasına iterken hafif şekilde yaralandığını ve hastanede tedavi edildikten sonra tekrar cezaevine getirildiklerini ve durumlarının iyi olduğunu söyledi. Koğuş kapılarını açan çocukların durumunun iyi olduğunu belirten Ata, cezaevi yönetiminin çocuklara herhangi bir yaptırım uygulamayacağına dair söz verdiğini söyledi. Ata, bugün yapılacak olan açık görüşünde olağan şekilde yapılacağını söyledi. Ata’nın açıklamasının ardından cezaevi önünde bekleyen aileler dağıldı.

DİHA

Reklamlar

” HER KALP DEVRİMCİ BİR HÜCREDİR ! ” ANARŞİST TUTSAK VOLKAN SEVİNÇ İÇİN DAYANIŞMA ÇAĞRISI / ” EVERY HEART IS A REVOLUTIONARY CELL” SOLIDARITY CALL FOR ANARCHIST PRISONER VOLKAN SEVİNÇ !!!

Posted in antifaşizm, destek, haberler, hak mücadeleleri, hapishaneler, vicdani red on Ocak 10, 2010 by kontrahaber

Bütün yeryüzüne ve vicdanın yoldaşlarına

6 Ocak 2010 günü, Türkiye’nin başkenti Ankara’da, kentin en yoğun bölgesi olan Yüksel Caddesi’nde, tutuklu vicdanî retçi Enver Aydemir ile dayanışmak amacıyla, bir basın açıklaması düzenlendi.

Alanda hazır bekleyen Çevik Kuvvet, açıklamanın bitmesine fırsat vermeden, basın açıklamasına katılan grubu çembere aldı ve gruptaki herkesten kimliklerini göstermesini istedi. Polis normal koşullarda bu tip bir “anayasal” ve “şiddetsiz” eylemde kimlik sormaz ve “vatandaş” olarak eylemcinin, basın açıklaması yapmadan önce polise herhangi bir bildirim yapma zorunluluğu yoktur. Polisin, bir basın açıklamasında açıklamayı yapan eylemciden kimlik talep etmesi, alışıldık ve kabul edilmesi istenen bir durumdur. Polisin, bir vicdanî retçinin tutukluluğunu eleştiren savaş ve şiddet karşıtı bir grubu, çembere alması ve katılımcıların tamamından kimlik istemesiyse gözaltı ve sonrasında gelecek tutuklamayı garanti altına almak içindir.

Çoğunluğunu anarşistlerin oluşturduğu eylemcilerin etrafını saran 100 kadar Çevik Kuvvet polisi, birkaç saniye içinde bütün şiddeti ve gücüyle eylemcilerin üzerine saldırdı. Şiddet, cinsiyetçi taciz ve hakaretler, eylemcilerin nezarete götürüldükleri araçta, 20 saatten fazla kaldıkları nezarethanelerde ve adliye sürecinde de devam etti. Polis, savaş ve şiddet karşıtı eylemcileri hakaret, halkı askerlikten soğutmak ve polise mukavemet ile suçladı. Tüm eylemciler, ağır bir baskıya maruz bırakıldıkları emniyette, kendilerini oraya getiren polisin hazırlamış olduğu ifadeleri imzalamaya zorlandı. Bu muameleye karşılık eylemciler, ifade vermeyerek susma haklarını kullandılar. Aynı akşam anti-militaristler nezaretteyken, bu hukuksuz ve keyfî gözaltı, eylemcilere uygulanan şiddet, Ankara, İstanbul ve İzmir’de protesto edildi. Tutsak Anti-militaristler ise, bir gece gözaltında tutulduktan sonra, ertesi sabah Ankara Adliyesi’ne götürüldüler. Adliyede kendilerini anarşist yoldaşları, anti-militaristler, feministler ve aileleri, güçlü bir destekle kucakladı. Onlara slogan ve alkışlarla destek verdiler. Tutsaklar ilk önce adlî tıbba, sonra da ifade vermek üzere savcılığa götürüldüler.

Savcılıkta, eylemcilerden 22’si serbest bırakılırken anarşist Volkan Sevinç tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme hızla görüldü. Volkan’a göre o salonda mizansenden farksız bir yargılama gerçekleşmişti. Çünkü hâkimden, polis amirlerine kadar uzanan hiyerarşi, zaten kararını vermişti; Volkan’ı tutuklamaya kararlıydılar. Hâkim, savaş ve şiddet karşıtı anti-militaristlerin gerçekleştirdiği basın açıklamasını “kanunsuz” toplantı, Volkan Sevinç’i ise bu kanunsuz toplantıyı yönetmekle ve toplantıya silahla gelmekle suçlamıştı. Bunların yanı sıra, delilleri karartmak gibi bir imkânı olduğuna hükmetmişlerdi.

Delil olarak ise, kendisine ait olmadığını belirttiği ve üst araması tutanağını imzalamasını reddetmesine neden olan bir bıçağı gösteriyorlardı. Volkan’ın olmayan bir bıçağın “silah”, anayasal bir hak olan basın açıklamasının “kanunsuz toplantı”, Anarşist Volkan Sevinç’in ise kanunsuz toplantıyı “yöneten” bir kişi olduğunu söyleyen iktidarların hukuku, tüm bu asılsız suçlamalarla Volkan’ı Ankara 1 No’lu cezaevine gönderip; kapattı.
Volkan, cezaevi aracına götürülürken yoldaşları ve destek olmaya gelenler, sloganlar attılar. Oradaki herkes, faşizme karşı Volkan’la ve tüm anti-militarist tutsaklarla omuz omuza yürüdüğünü, kurtuluşun tek başına değil hep beraber olacağını haykırdı. Herkesin tüylerini ürperten ve Volkan’ın kendisini tutan polislerden güçlü yumruğunu kurtarıp havaya kaldırmasını sağlayan; “İsyan Devrim Anarşi” sloganıydı. Sonuç olarak anarşist Volkan Sevinç, ölümü ve öldürmeyi reddettiği için iktidarların hapishanesine kapatıldı, tutsak edildi.

Bu olay, iktidarların hukukunun, yaşamın değil ölümün ve şiddetin yanında olduğunu, demokrasinin sadece ikiyüzlü bir yalan olduğunu, yazılacak yüzlerce sayfa kitaptan daha basit ve net bir biçimde anlatmaktadır.
Ertesi gün, 8 Ocak 2010 günü İstanbul, Ankara ve İzmir’de Volkan Sevinç’in yoldaşları ve ona sahip çıkanlar bu durumu protesto ettiler. Pankartların hepsinde aynı şey yazıyordu: “Vicdanlar tutsak alınamaz, Volkan Sevinç özgürleşiyor”. Ankara’daki basın açıklamasında pankartta, Anti-militarist Tutsaklara Özgürlük İnisiyatifi” imzası vardı. Diğer yandan İstanbul’da bir kişi daha, aynı eylemde, vicdanî reddini açıkladı. Yine İstanbul’daki eylemde, polisin basın açıklaması yapan eylemcileri sürekli tacizi sonucu, bir anarşist kalp krizi geçirdi. Kendisi şu anda yoğun bakımda bulunmaktadır.
Yaşadığımız topraklarda şiddet her an etimize batıyor. Bıçak şu anda kemiği zorluyor ve ruhumuza batıyor… Katillerin ve efendilerin, bu toprakların halklarıyla yürüttüğü psikolojik ve konvansiyonel savaşta, her şey giderek daha açık ve çıplak hale geliyor. Bu ülkenin egemenleri, anarşistlerin yüz yıl önce ne olduğunu söylediği bir şeyi, yani ‘iktidar’ı olanca ikiyüzlülükleriyle paylaşıyorlar. İktidarın, birlik ve kimlik inşasında harç olarak kullana geldiği halinden memnun, biat etmeyi boynunun borcu bilen ideal vatandaş rüyasını tehdit eden tüm politik, sınıfsal, etnik ve cinsel kimliklerin ruhunu, varlığını hedef alan, kapitalizmin yüzlerce yıl önce başlattığı bu savaş, bugün tüm hileli ve çirkin gerçekliği ile sürüyor. Savaş ve militarizm ne sadece askerlik ne de sadece silah sıkmaktır. Bu nedenle, militarizm-piyon işbirliği ilişkisine dayanan bir toplumsallığa karşı, böylesine bir süreçte, yapılması gereken en yaşamsal şey; ölümü reddetmektir. Volkan Sevinç, işte bu yüzden cezaevinde; ölümü ve öldürmeyi reddettiği için.

Bu metnin amacı, sizi yani “vicdanı tutsak edilemeyenleri ve yoldaşlarını”, bizlerle ve tutsak yoldaşımız Volkan’la dayanışmaya çağırmaktır. Yeryüzünde ona ve bizim vicdanımıza yoldaşlık eden herkese açık çağrımız budur. Şimdi, dayanışmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Öncelikli ihtiyacımız, bu sürecin eylemlerle desteklenmesidir. Volkan’ın vicdanının yalnız olmadığını gösterilmesidir.

Anarşist ve anti-militarist tutsak Volkan Sevinç ile ilgili tüm gelişmeleri haberleri http://www.ahaligazetesi.org sitesinde takip edebilir ahaligazetesi@gmail.com adresinden, bizimle irtibat kurabilirsiniz.

Anti-Militarist Tutsaklara Özgürlük İnisiyatifi

To all the earth and the comrades of conscience,

On 6th of January 2010, in Ankara, the capital city of Turkey, a press release was arranged on Yuksel Street, for solidarity with conscience objector Enver Aydemir.

The Agile Police Force, waiting in the permitted explanation to finish, took the group into a chamber and asked everybody for their IDs. The police normally would not ask for ID in such a “constitutional” and “unsevere” and the “citizen” activist has no such obligation ask to inform the police before a press release.

And the police’s asking for all the participants of the demonstration for IDs, who are against war and violance and objecting the imprisonment of a conscience objector is for the purpose of guaranteeing arresting and following imprisonment.

Some 100 members of Agile Police Force who surrounded the activists, mostly composing of anarchists attacked on them with all of their power within a few seconds. The violance, sexual assault and indignity ongoing by the road, all went on through the custodial prison –where they stayed more than 20 hours- and courthouse The police accused the activists for resisting them and alienating the public from military obligation and assault. All the activists, after being subject to heavy physical pressure in the police station, were forced to sign the affirmations which were already prepared by the police itself. In response to this treatment, the activists preferred to use their right to silence. At the same night, as the activists were under custody, this unlawful and arbitral treatment and the violance of the police has been protested in Ankara. And the imprisoned anti-militarists, after being imprisoned for a night, were brought to the Ankara Courthouse. And in the Courthouse, they were hugged by anti-militarists, feminists and their families with a strong support. They supported them by slogans and applaueses, The prisoners were first brought to judicial medicine and then to the attorney for affirmation. As anarchist Volkan Sevinç transferred to the court for the demand of being arrested, 22 of the activists were released. The case was suddenly done. To Volkan, the case was not so much different then an enactment. Since the hieararchy from the judge to the police officers had already made up their decisions; They were decisive about arresting Volkan. The judge acceded the press explanation as an “unlawful” meeting and Volkan Sevinç with administrating that meeting and with a gun. Besides these, they have decided that he had the chance of befogging the evidences.
And as an evidence they were claiming a knife though he refused that it does not belong to him and for that he refused body search. And the law of the power, who claims that he “managed” the illegal meeting, impounded Volkan into Ankara No. 1 Prison.

As Volkan being taken to prison vehicle his comrades and supporters shouted slogans. Everybody in there shouted out that they all walk shoulder to shoulder against fascism and the salvation shall be altogether but not alone. What was that made Volkan releasing his strong fist and chilling everybody around is the slogan of “Rebellion, Revolution, Anarchy”. As a result, Volkan Sevinç was imprisoned into the prison of the power because he rejected the death and killing.

This fact tells so clearly that the power is together with death and violance but not with life; and democracy is just a dishonest lie; and it tells more clearer and beter than more than hundreds of pages of a book.

And in the following day, on 8th of January 2010, Volkan’s comrades and his supporters protested the situation. All the same were written on the banners: The Consciences Can’t Be Imprisoned, Volkan sevinç Is Liberalizing”. On the banner in Ankara’s press release there was the sign “Freedom For Anti-Militarist Prisoners”. On the other hand, another person in Istanbul expressed his conscience objection in the same action. And again in the same action a person had a heart attack due to the assault of the police. He is under intensive care right now.

On the lands we used to live in, violance disturbs each of us all the time. The conditions are not bearable so more and forcing our souls. In this psycological and conventional war every thing becomes clearer day after day. The regnants of this country still share the power with a insincerety, which was defined by the anarchists before a 100 years ago.

The war, which has been started by the capitalism centuries ago against the existence and souls of the Anarchists, Kurds, Homosexuals, Transgenders and Gypsies and all other individuals which contradict with the typology of the “subject citizen” created by the power itself, keeps going on with all its nastyness and tricks.

The war and militarism are neither military obligation nor shooting a gun. So, against such a social structure, in such a period, the only thing that should be done is to refuse the death. That is why Volkan Sevinç is in prison right now; for he rejected death and killing.

The aim of this text is to call you –for the ones of who did not give their consciences- for sticking with our imprisoned comrade Volkan. Now, we need solidarity more than ever. Our primary need is the action support for this period. To show that Volkan’s conscience is not alone at all.
You can follow all the process about anarchist and anti-militarist Volkan Sevinç at http://www.ahaligazetesi.org and you can contact us at ahaligazetesi@gmail.com.

Wernicke Korsakoflular Ve Eski mahpuslarla Dayanışma Girişimi, Açık Mektup

Posted in haberler, hak mücadeleleri, hapishaneler, söyleşi - panel - tartışma on Ocak 5, 2010 by kontrahaber

Eşitlik-Özgürlük mücadelemizin ve umutlarımızın gerçekleşmesi mücadelesinde payına mahpusluk düşmüş, açlık grevleri-ölüm oruçları nedeniyle hastalanmış kardeşlerimiz için bir araya geliyoruz…

Kalbimizi, aklımızı ve vicdanımızı, kardeşlerimize bağımsız bir yaşam alanı oluşturmak için yan yana koyuyoruz…

İstiyoruz ki, politik farklılıklarımız, bizleri birbirimizden azaltan dünkü ve bugünkü yargılarımız bu kıymetli ve müjdeli çabamızda ayak bağımız olmasın…

İnsanlığın eşitlik ve özgürlük mücadelesinde payımıza düşen, bedellerini ödediğimiz zulümleri biliyoruz. Hayallerimize, değerlerimize bağlılığımızı kaybetmeden nice hayatlar kurduk. Hayallerimizi ve kardeşlerimizi UNUTMADIK demek, DAYANIŞMA İÇİNDE ÇOĞALMAK için bir araya geliyoruz.

İstiyoruz ki, eşitlik, özgürlük mücadelesine adanmış hayatlara “kimsesizlik-sahipsizlik” damgasını vurmasın… İstiyoruz ki; kardeşlerimiz nefes alıp verdikçe kendilerini gerçekleştirebilme olanakları olsun…

Birbirimize ve tarihe söz veriyoruz ki: Eşitlik- özgürlük hayallerimizde parça-parça büyüttüğümüz dayanışma çabalarımız artık kalıcı bir gelenek oluştursun…

Ve umutlarımız gibi daim olsun…

WERNİCKE KORSAKOFLULAR VE ESKİ MAHPUSLARLA DAYANIŞMA GİRİŞİMİ

09.01.2009, Cumartesi

16.30

Tmmob Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

Katip Mustafa Çelebi Mah. İpek Sok. No: 9/2, Beyoğlu

Hangi İnsan Hakları ? ( Dünyadan Hak [sızlık] Manzaraları )

Posted in alternatif, festival, haberler, hapishaneler on Aralık 13, 2009 by kontrahaber

Documentarist – İstanbul Belgesel Günleri, yıl içine yaydığı etkinlikler dizisine yeni bir sayfa ekliyor: “Hangi İnsan Hakları?”… İnsan hakları konusunu, hem ülkemizden hem de dünyanın pek çok köşesinden bu alanda çarpıcı deneyimler aktaran filmlerle gündeme taşımayı amaçlayan Documentarist, 10 Aralık İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Haftası dolayısıyla 14-17 Aralık 2009 tarihlerinde, festivallerde epey ses getirmiş filmlerden oluşan bir belgesel haftası düzenliyor. “Hangi İnsan Hakları?” başlıklı bu yılki etkinliğin ana teması ise “cezaevleri” olarak belirlendi.
Dünyada pek çok ülke ve şehirde düzenlenen ‘insan hakları film festivali’ geleneğine uygun olarak, mini bir festival boyutunda tasarlanan etkinlikte, birbirinden önemli bir düzine belgesel gösterilecek. İnsan hakları temelli sorunlar içinde en kronikleşmiş alanı oluşturan cezaevlerinin, gözden ırak tutulduğu ve gündemden dışlanarak giderek görünmez kılındığı gerçeğinden hareketle, program daha çok bu konuya odaklanan Türkiye’de daha önce gösterilmemiş filmlerden oluşturuldu.

CEZAEVİNDE GEÇEN HAYATLAR

Etkinlikte gösterilecek filmlerden biri, 28 yıldır cezaevinde yatan ve her an infaz tehdidiyle yaşayan idam hükümlüsü radikal gazeteci-yazar Mumia Abu Jamal’ın hayatını konu alan “Ömrüm Hapiste Geçti” (In Prison My Whole Life), yapımcılığını ünlü aktör Colin Firth’ün üstlendiği bir belgesel. Bir polisi öldürmekle suçlanan ancak çeyrek asırdır masum olduğunu haykıran Kara Panterler üyesi gazeteci Abu-Jamal’in hikayesi, onun yakalandığı gün doğmuş bir gencin Amerikan adalet sistemine yaptığı bir yolculuk üzerinden anlatılıyor. Abu-Jamal’in infazı şu günlerde yeniden gündemde; dünyanın her köşesindeki dostları ise bunun gerçekleşmemesi için çaba harcıyor.

Mumia Abu-JamalEtkinlikte gösterilecek bir başka ilginç film, çekimi yaklaşık 20 yıl süren “René”, yaşamının büyük bir bölümünü cezaevinde geçiren bir adamın iç dünyasına doğru unutulmaz bir yolculuk yapıyor. Uzun yıllara yayılmış öyküleri ile tanınan Çek sinemasının usta belgeselcilerinden Helena Trestikova’nın filmi, geçen yıl En İyi Avrupa Belgeseli seçilmesinin yanısıra pek çok ödül kazandı.

Yine ödüllü filmlerden “Kale” (La Forteresse), İsviçre’nin ücra bir köşesinde, dağdaki bir kampta tutulan mültecilerin dramını konu alıyor.
Etkinlik kapsamında ilk kez Türkiye seyircisiyle buluşacak olan belgesellerden biri de, ilk gösterimi bu yıl Sundance Film Festivali’nde yapılan “Hesaplaşma” (The Reckoning). Film, aralarında Sudan Devlet Başkanı Ömer El-Beşir’in tutuklanma talebi dahil olmak üzere, insanlığa karşı işlenmiş suçlarla ilgili kararlara imza atan Uluslararası Suç Mahkemesi’nin bir savcısının insanüstü çabalarını aktarıyor. Kanada yapımı belgesel “Mavi Bereliler: Barış ve Utanç” (Blue Helmets: Peace and Dishonor), Birleşmiş Milletlere bağlı barış gücü askerlerinin görev yaptıkları bölgelerde yerel halka karşı işledikleri suçları ele alırken; “Camdan Ev” (The Glass House) İran’da şiddete maruz kalmış kadınların kaldığı bir sığınma evinden portreler aktarıyor. “Hangi İnsan Hakları?” kapsamında Hollanda’da yayın yapan Metropolis TV tarafından gerçekleştirilmiş, “Cezaevinde Yaşam” başlıklı kısa filmlerden oluşan bir seçki de gösterilecek.

Belgesel haftasında Filistin üzerine de üç film yer alıyor. “Buluşma Noktası” (Encounter Point) herkesin savaş psikolojisi içinde yaşadığı bir ortamda barışa şans tanımak isteyen bir grup İsrailli ve Filistinli barış eylemcisinin hikayesini anlatıyor. Filmde, savaşta sevdiklerini yitirdiği halde intikam duygusuna Camdan Evkapılmak yerine “karşı saftakilere” elini uzatan, iki taraf arasında bir diyalog köprüsü kurmaya çalışan insanların doğaüstü çabasını izliyoruz.

TÜRKİYE’ DEN ÜÇ BELGESEL

Türkiye’den ise, geçtiğimiz günlerde Altın Portakal ödülünü paylaşan, cezaevi sorununa biri içeriden diğeri dışarıdan yaklaşan “5 Nolu Cezaevi” ve “Ziyaretçiler” etkinlik kapsamında bir kez daha seyirciyle buluşacak. “5 Nolu Cezaevi”, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan gaddarlıkları, o işkencelere maruz kalmış tanıkların ağzından aktarırken; “Ziyaretçiler” New York dışındaki cezaevinde yatan yakınlarını her hafta ziyarete giden kadınların yolculuğunu anlatıyor. Bugüne kadar 20’yi aşkın ülkede gösterilen “İbret Olsun Diye” ise, Türkiye’deki uygulamalar üzerinden idam cezasını sorguluyor.

Avrasya Sanat Kolektifi tarafından düzenlenen Documentarist’in “Hangi İnsan Hakları?” etkinliği, Hollanda Başkonsolosluğu’nun işbirliği ile gerçekleştiriliyor. 14-17 Aralık 2009 tarihlerinde gerçekleşecek etkinlik boyunca, cezaevindeki yaşam koşullarına dikkat çeken bir panel, içeridekilere mektup yazma kampanyası gibi yan etkinlikler de düzenlenecek. Film gösterimleri Hollanda Konsolosluğu’na bağlı Dutch Chapel (Beyoğlu) ile Tütün Deposu’nda (Tophane) yer alacak.

‘VIVA PALESTINE’ KONVOYU İSTANBUL’A GELİYOR

Başını İngiliz muhalif parlamenter George Galloway’in çektiği ‘Viva Palestina’ konvoyu, geçen yıl Britanya’dan yüzlerce araçla yola çıkıp Fransa ve İspanya üzerinden Kuzey Afrika’ya, oradan uzun bir yol katederek Mısır’a kadar gelmiş ve Gazze üzerindeki kuşatmayı kırmayı başararak, bölgeye yardım malzemesi götürmüştü. Aynı organizasyon Aralık ayında tekrar edilecek ve yine dev bir konvoy bu kez İstanbul’dan geçerek Suriye ve Ürdün üzerinden Gazze’ye ulaşmaya çalışacak. Konvoyu kameralarıyla karşılamaya hazırlanan Documentarist, aynı tarihlerde bir önceki konvoyun hikayesini anlatan “Üç Amca Gazze Yolunda” (Three Uncles Go to Gaza) adlı belgeseli de programına aldı. Gösterim yönetmenin ve konvoy temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşecek. Filistinle ilgili diğer bir film, “Azim: Filistinde Hayat” (Sumoud – This Palestinian Life), Filistinli köylülerin yıllardır büyük bir sebatkarlıkla sürdürdüğü barışçıl direniş biçimlerini anlatıyor. Yönetmen Philip Rizk, filmin yapımı sırasında Mısır güvenlik güçleri tarafından kaçırılarak sorgulanmıştı.

GÖSTERİM PROGRAMI:

http://www.documentarist.org/insan/program.html

14 – 17 Aralık 2009
Hollanda Başkonsolosluğu Dutch Chapel, Tütün Deposu

Not: Gösterimler Ücretsizdir !