Archive for the kentsel dönüşüm Category

“Emek bizim, İnci Pastanesi bizim, Yeni Rüya bizim Yıktırmıyoruz “

Posted in alternatif, dayanışma, destek, eylem, haberler, kentsel dönüşüm, yaşam alanı, şehir on Mayıs 8, 2010 by kontrahaber

Beyoğlu’ndaki Yeni Rüya sineması kapandı. Kentsel dönüşüm karşıtları ve sinemaseverler eylem yaptılar. “Kapattırmıyoruz, sahip çıkıyoruz” pankartı açılan eylemde “Emek bizim, İnci Pastanesi bizim, Yeni Rüya bizim yıktırmıyoruz” sloganları atıldı.

Beyoğlu, İstiklal Caddesi’ndeki Yeni Rüya Sineması dün gece (6 Mayıs) 21:00 seansıyla son kez Mın Dît (Ben Gördüm) filmini göstererek kapandı.

Yeni Rüya da kapandı

Emek Sineması’nın yıkımına karşı sinemaseverlerden, kentsel dönüşüm karşıtlarından ve İsyanbul Kültür Sanat Varyetesi’nden oluşan yaklaşık 200 kişilik topluluk, İstiklal Caddesi’nde yürüyen vatandaşların da katılımıyla sinemanın kapanmasına karşı eylem düzenlediler.

Topluluk sinemanın önünde “Yeni Rüya bizim İstanbul bizim”, “Seyirci kalma sinemana sahip çık”, “Bakın işte burayı yıkıyorlar yerine de AVM yapıyorlar”, “Kentsel dönüşüm devlet yalanı”, “AVM’ler kapatılsın, çocuk parkı yapılsın”, “Sermaye elini Beyoğlu’ndan çek” sloganları attı.

“Bu kente sahip çıkıyoruz”

Filmden çıkan seyircilerin de destek olduğu eylemde yıkıma karşı direnen tarihi İnci Pastanesine “Kapattırmıyoruz, sahip çıkıyoruz” pankartı asıldı.
Topluluk yaptığı açıklamada Emek sineması için verdikleri mücadelenin sürdüğünü, tarihi yapının yıkılarak yerine alış veriş merkezi yapılmak istenmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

“Beyoğlu’nda Alkazar, Emek, ardından Yeni Rüya sinemaları kapandı. Yakında Sinepop ve diğerlerinin kaderi de sermayenin kültür ticareti nedeniyle aynı olacak. Diğer yandan kentsel dönüşüm uygulamalarıyla evlerimizden, sokaklarımızdan ediliyoruz, hayatlarımız yıkılıyor. Yapılanlara sessiz kalmıyoruz, ‘İstanbul bizim yıktırmıyoruz’ diyoruz. Bu kente sahip çıkıyoruz.”

Tarihi Yeni Rüya Sineması, yenilenmesinin ve tekrar hizmete girmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra kapandı. Emek Sineması dokuz ay önce kapanmıştı. Yaklaşık üç saat süren eylem kalabalığın İnci Pastanesi’nde profiterol yemesiyle son buldu.

fatih belediyesi: ” aynı tas, aynı hamam “

Posted in bilgi, haberler, kentsel dönüşüm, yaşam alanı, şehir on Mayıs 6, 2010 by kontrahaber

Bugun Sulukule’de temel atma toreni duzenleyen Fatih Belediyesi, bir yasa disi uygulamaya ve skandala daha temel degil imza atti…

Temel atma cukuru, aslinda Arkeoloji Muzesi denetiminde elle kazi yapilan ve halen surmekte olan kazinin cukuru… Belediye bu alani tek giris olacak sekilde paravanlarla izole etti ve basini buraya topladi… Ama , kazidan cikarilan ve Osmanli donemine ait su sebekesi kunklerinin balonlarla ve suslerle kamufle edildigi gozlerden kacmadi… Ayrica, henuz arkeolojik kazinin ilk asamalarinda olan bu sahadan, Hellenistik doneme ait bazi bulgulara ulasildigini da tabii ki aciklamadi.

Fatih Belediyesi, ne Arkeoloji muzesinin daha epey surecek sonuc raporunu bekledi, ne de Koruma Kurulu’nun “sonuclar belirleninceye kadar alana hic bir sekilde fiziki mudahalede bulunulamaz” seklindeki kararina uydu (karar ekte).

YaklasIk 100 bin metrekare genisligindeki yenileme alani icinde yaklasIk 100 metrekarelik  bir bolumde yapilan ve ustelik henuz tamamlanmamis olan kaziyi, temel cukuru olarak basina yutturmaya ve “burada elle arkolojik kazi yapildi” diyerek, Kurul’un butun yenileme alani icin, yani 100 bin metrekarelik alan icin zorunlu kildigi jeo-radar manyetik tarama islemini es gecerek, “arkeolojik arastirma tamamlanmistir” izlenimini vermeye calisti…

O zaman soruyoruz:

-Arkeoloji Muzesi’nin verdigi sonuc raporu nerede?

-Olmayan bu rapora istinaden ilgili Koruma Kurulu’nun verdigi karar nerede?

-Dahasi, Baskan Mustafa Demir’in “kazi yaptik hic bir sey cikmadi” dedigi bu kucucuk alandan gorgu taniklarina dayanarak ciktigini bildigimiz, helenistik bulgular, arkeolojik kap kacak nerede?

Bu rapolarin arastirma tamamlanmadigi icin henuz olusturulmadigini ve bunlar yazilmadan Sulukule’de insaata baslanamayacagini ( 18-2-2010 tarihli Kurul karari geregi. ekte) biliyoruz. Yanlis biliyorsak. Mustafa Demir bunlari da aciklayip duyursun… Boylece kamuoyunun yanisira, olayin esas sorumlulari durumundaki Arkeoloji Muzesi de, Koruma Kurulu da bilgilenmis olur…

Fatih Belediyesi’ni bir kez daha yalanlara sarilmadan yasal kararlara uymaya, sorularimizi tek tek belgelerle yanitlamaya cagiriyoruz.

Daha da onemlisi, konunun esas muhattaplari  olan ve denetimden sorumlu kurumlari yani, Arkeoloji Muzesi ve Koruma Kurulu’nu acilen gorevlerini yerine getirmeye, konunun takipcisi olmaya cagiriyoruz… Boylece onlar da bu skandalin bir parcasi olmazlar…

SULUKULE PLATFORMU

NOT: Daha ayrintili bilgi icin:…

KURUL KARARI:

“SULUKULE’DE ARKEOLOJIK ARASTIRMA TAMAMLANMADAN TEMEL ATILAMAZ”

Fatih Belediyesi, bugun Sulukule yenileme projesinin temel atma torenini gerceklestirecek. Baskan Mustafa Demir, dun, basina duyurdugu aciklamasinda, projenin tum asamalarinin  Anitlar Kurulu’ndan gectigini soyledi ve “kazilar arkeolog gozetiminde elle yapildi” dedi.

Ama Mustafa Demir, yanlis  daha dogrusu yalan fiil cekimi kullandi: “Yapildi” degil, “yapiliyor” demeliydi. Cunku, Sulukule’de arkeolojik kazi , Sulukule Platformu’nun ve ilgili uzmanlarin girisimleri sayesine kisa bir sure once basladi ve halen suruyor.

Daha da onemlisi, Koruma Kurulu’nun 18.2.2010 tarihli karari, bolgede arkeolojik kalintilarin tespiti icin Arkeoloji Muzesi denetiminde jeo-radar manyetik tarama yapilmasini, sonuclarin ivedilikle Kurul’a iletilmesini  ongoruyor ve sonuclar Kurul tarafindan degerlendirilinceye kadar “alanda yapilasmaya yonelik herhangi bir fiziki mudahalede bulunulmamasi na karar verilmistir” deniyor. Acik ve sarih… Kazi ve manyetik taramayi yapmakla yukumlu Arkeoloji Muzesi’nden Kurul’a sonuc raporu gitmeden ve bu rapor Kurul tarafindan degerlendirilip bir karara varilmadan Sulukule’de, insaat, temel kazma ve hatta moloz tasimasi bile yapilamaz. Oysa Fatih Belediye’si, dunku aciklamasinda, gogsunu gere gere hepsini de yaptigini itiraf ediyor: Molozlari 6 aydir tasidigini, insaatin basladigini ve bugun temel atilacagini duyuruyor.

Sulukule’de kisa bir sure once baslayan elle kazi halen ilk asamalarinda ve daha epey surecek gibi. Cunku, uc imparatorluk icin de onemli bir konuma sahip bu alanda daha simdiden bazi kalintilara ulasildi bile… Kurul’un karara bagladigi jeo-radar manyetik tarama ise henuz hic baslamadi. O halde Mustafa Demir nereye kosuyor?

Bu asamada, Koruma Kurulu karari belli olana kadar, ne TOKI’den ihaleyle insaati ustlenen sirketin, ne de Fatih Belediyesi’nin alanda en ufak bir seyi oynatmaya hakki var. Fatih Belediyesi’ni bir kez daha, yasal kararlara uymaya ve yukumluluklerini yerine  getirmeye cagiriyoruz.

SULUKULE PLATFORMU
adina;

Viki Ciprut

0532 451 57 01

Konu ile ilgili uzman gorusleri icin:

Prof. Mehmet Ozdogan  05324769526

Necmi Karul, Arkeologlar Dernegi Bsk.   05327763535

Mucella Yapici, Mimarlar Odasi Istanbul Subesi  05322969813

Derya Nuket Ozer, Sanat Tarihcisi, Yeditepe Unv.  0532771837

Sanat, Kenti Dönüştürebilir mi?

Posted in alternatif, bilgi, kentsel dönüşüm, yaşam alanı, şehir on Ocak 5, 2010 by kontrahaber

Modernleşme ile sanat kamusal alana taşındı. Operalar, konser salonları, müzeler yapıldı. Kentte sanat için yer ayrıldı. Üstelik bu yer sıradan bir yer, bir köşe değil, kentin en kalabalık yerleriydi. Kamusal alanda ideolojik yeniden üretimin, ulus inşasının ana taşıyıcısı oldu. Bu aynı zamanda sanatın kamusal alandan ayrışması anlamına geldi. Topluluklarla iletişimini kopardı, öznelliklere açılmadı.

Üç önemli özelliği vardı bu kamusallaşma biçiminin: Birincisi modernleşme hep sanıldığı gibi kendiliğinden “güncel sanat”a yol açmadı. Modernleşme tarihselcilik ile gerçekleşti. Yani geçmişe, var olmayana, geleneksel üretim pratikleri ile ayrım yaratacak bir ötekine öykündü. Böylece adeta yaşanan zamana, coğrafyaya meydan okudu. Bu yüzden tarihselciliği gelenekle, yani karşıtıyla karıştırmak, herhalde yapılabilecek en büyük yanlışlık. Çünkü modernlik gelenekselin yerine, onunla kopuş yaratacak sahte bir geçmiş yaratmaya çalıştı. İkincisi sanatı sanat denen bir kavramın içine hapsetti. Her ne kadar sanatı halkın erişimine sunsa da, halkla mesafe koydu. Sanatı kamusal alana taşırken ideolojik bir yeniden üretimin, yani simgesel bir ayrışmanın aracı, seçkinlerin bir ayrıcalığı haline getirdi. Modernlik, bu örneklerde de görüldüğü gibi, sınıf ayrımı üretti.

Nihayet üçüncü olarak kamusal alanın dışında kalanı piyasa ilişkilerine terk etti. Siyaset kamusal sanatı, piyasa mekanizmaları ise ticari olanı patronajı altına aldı.

Buna karşılık entelektüel uğraşlar bu “viktoryen” tarihselciliği, öykünmeciliği ve sonrasındaki arınmacı, ırkçı milli akımları yapıçözüme uğratarak “güncel sanat”a yol açtı. Üstelik “güncel sanat” geleneğe, topluluklara ve hayata çok daha yakındı sanıldığının tersine. Çünkü var olanla, topluluklarla mesafe koymadı, onu anlamaya, sorgulamaya yöneldi.

ASIL MESELE, TOPLULUKLARLA AYRICALIK PEŞİNDEKİ SEÇKİNLER ARASINDA

Tarihselci, ırkçı, teknokratik modernliğin karşısına yalnızca savaşlar, krizler değil, onu yapıçözüme uğratan “güncel sanat”  çıktı. Gerçi “güncel” sıfatı bile ona, yani tarihselciliğe referansla türetilmişti, kolayca onu da tikel ve öznel bir deneyimden anonimliğe taşıyacak piyasa ve kamu mekanizmaları  hazırda bekliyordu ama olsun. Sanatçı kendi öznelliği ile bu mekanizmaları  tersine çevirebiliyordu. Dolayısı ile ilginç bir diyalektik içinde tarihselcilik ile güncel sanat karşı karşıya geldi ve modernlik dönüştü. 20. yüzyıla damgasını vuran modernleşme biçimi tarihselciliğin yenilgisi ile sonuçlandı. Ancak güncel sanatın egemenliği, iktidar ilişkilerinin yeniden üretilmesini engelleyemedi. Hatta tersine İstanbul’da olduğu gibi, tarihselcilik gibi kendini temsil eden yeni bir seçkinler kitlesi, iktidar sınıfı yarattı. Bu yüzden “güncel sanat” da sanatçılar için yapıçözüme uğratılması gereken bir anonimlik halini aldı. İstanbul’da son yıllarda gelişen Neo-Klasisizm (Yeni-Osmanlıcılık) modernliğin bu algısı ile ilişkili.

Çünkü Cumhuriyet eliti bir taraftan Osmanlı sanat elitini tavsiye ederken, farkında olmadan bir şekilde geçmişçiliği silmeye çalıştı. Modernleşmenin bu boyutu iktidarda değil, iktidarın dışında kaldı.

Geçtiğimiz yüzyılda sanat ve siyaset ortamı bir ikilem etrafında biçimlendi. Bu ikilemin bir tarafında muhafazakârlık, diğer tarafında yenilikçilik yer aldı.
Muhafazakârların mevcut değerleri koruduğu düşünüldü. Yenilikçiliklerin ise toplulukların modernleşmesini isteyen tarafı temsil ettiği söylendi.

Muhafazakârlık toplulukların geçmişine, köklerine gönderme yapıyordu. Yenilikçiler ise geçmişi reddediyor, değerlerin değişimini istiyor; toplumu, geleceği kendi düşlerine göre tasarlamak istiyorlardı. Görüntü aşağı yukarı bundan ibaretti. Sanatın, siyasetin bu kalıplar içinde işlediği düşünülüyordu.

SEÇKİNCİLİĞİN MUHAFAZAKARLIK-YENİLİKÇİLİK  İKİLEMİ

Oysa bu görüntü tamamen yanıltıcıydı. Muhafazakârlığın  “muhafaza” etmekle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktu. 19. yüzyılda, sanayi devrimi sonrasında mevcut üretim yapılarını, gelenekleri dönüştüren, modernleştiren sanıldığı gibi yenilikçilik değil, hep muhafazakârlık olmuştu.
Osmanlı’da kamu alanında, sanatta, mimarlıkta modernleşme sanıldığı gibi yenilikçi sanat, modern mimarlık eserleri ile değil, aynı başka yerlerde olduğu gibi, muhafazakârlık ile başladı.

Muhafazakârlık simgesel bir hiyerarşi kurarak geleneklerle kopuş yarattı. Aynı bugün Tarihi Yarımada’da mevcut küçük üreticileri, ticareti, yoksul konutlarını kazıyarak, yerlerine hat sanatı, ebruculuk, tezhipçilik, “Osmanlı Villaları” gibi işlevler geliştirmeye, soylulaştırma operasyonları yürütmeye çalışan belediyeler gibi.

Örneğin kentin modernleşmesinde çok önemli rol oynayan metropoliten ulaşım şebekesini kuran Şirket-i Hayriye’nin vapur iskeleleri, Osmanlı maliyesinin borçlarını takip eden Duyun-u Umumiye Binası, kentte hayvan kesimini sağlılıklaştıran Sütlüce Mezbahası, merkez bankası işlevi gören Osmanlı Bankası binaları… bunların hepsi Yeni Osmanlıcı tarzda inşa edildi. Sanayi Nefise Mektebi hocaları, Avrupa’da eğitim görmüş mimarlar, tıpkı Avrupa’daki güzel sanatlar akademilerindeki benzerleri gibi Antikite, Rönesans, Barok gibi stillerden alıntılar yapan, üsluplar üzerine çalıştılar. Bir taraftan da oryantalist bir özellik taşıyan milli hareketler ortaya çıktı. Osmanlı modernleşmesi içinde bütün cemaatler edebiyatta, mimarlıkta, sanatta, kültürde, eğitimde kendi milli kimliklerini tanımlamayı, inşa etmeyi amaçladılar. Bu hiç şüphesiz modern bir durumdu ama köklerini mevcut üretim ilişkileri içinde değil, çoğu zaman uzak geçmişte arıyordu. Şaşırtıcı ama, geçmişçilik karşısında ise yaşanan değişimi, üretimin koşullarını araştıran, sorgulayan hatta karşı çıkan hareketlerden ise üniversal ve farklı bir modernleşme hareketi ortaya çıktı.

Geçmişinin köklerini Osmanlı’da arayan modernleşme hareketi “1. Milli” olarak adlandırıldı. Cumhuriyet döneminde ise köklerini daha çok halk mimarisinde arayan ve Bauhaus’un ortaya koyduğu modernist harekete göre biçimlenen sanat akımı ise “2. Milli” olarak adlandırıldı. Bu yeni arınmacı ve ulus-devlet ideolojisi içinde sanatı ve kültürü tanımlayan hareket arkasına kamu gücünü alarak ilk modernleşme akımını, muhafazakâr olarak adlandırılan, kozmopolit “1. Milli” elitini devre dışı bırakmaya çalıştı.  Cumhuriyet tarihi boyunca bu ikilem sanat ve siyaset ortamını belirledi. 1. Milli akımı muhafazakârlığa, 2. Milli de modernliğe işaret etmek için kullanıldı. Şimdi İstanbul’daki soylulaştırma operasyonlarını düşünürken, sanat ve mimarlık nasıl dönüşüyor diye değil, “iktidar nasıl yer değiştiriyor” diye sormalıyız. Geçici ittifaklar bir yana. Çünkü asıl mücadele bu iki taraf arasında geçmiyor. Asıl mesele, topluluklarla ayrıcalıklarını korumaya çalışan seçkinler arasında.

SAHİ, MODERNLİK DENEN ŞEY NEYDİ?

Bugün bu ikilemin, bu karşıtlığın sonuna geldik. Artık muhafazakârlığın ve modernliğin iki kutup oluşturduğu bir düşünce ve siyaset iklimi içinde yaşamıyoruz. 21. yüzyılda sosyal bilimler, sanat ve siyaset her şeyden önce elitler arasında bir iktidar mücadelesinin alanının dışına çıkmaya, bir demokratikleşme meselesi olarak belirmeye başladı. O zaman kalıplar altında biçimlenen kamu alanının  öznellikleri kapsayabileceği fark edildi.

Modernliğin bir yaşama stili, tarzı seçimi olmadığı, bir farkındalık meselesi olduğu daha iyi anlaşıldı. O zaman kamu alanındaki bu anonim kalıpların dışındaki profesyonel alan yeniden keşfedildi. Gelişmiş dediğimiz kentlerde yönetimler kamusal faaliyetleri yaratıcılığa açmak için yeniden içeriklendiler. Profesyonel alan yalnızca ticari alan olarak değil, kamusallık boyutu ile de teşvik edildi. Mimarlık, yeni siyasal çoğulculuğunu, demokratikleşmesini simgeleyen önemli alanlardan biri olarak bu yeni kamusallığın içinde yer aldı.

İstanbul’un da Avrupa siyasal birliğinin kurulmasından çok önce oluşan bu kültürel ağın içindeki önemli merkezlerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa Birliği’nin oluşumuna da ekonomik ve eski kutuplaşmalar içindeki siyasal dayanışma, bloklaşma kaygılarının değil, bu yeni modernliğin, kültürün ve sanatın yol açtığını dahi iddia etmek yanlış olmaz. Sonuçta savaşlarla, acılarla, yıkımlarla, felaketlerle şekillenen bir tarih olduğu kadar, yüzleşmelerle, ders çıkarmalarla, demokratik deneyimlerle şekillenen bir başka tarih de var. Sorulması gereken soru ise şu: Modernlik, söylendiği gibi yeni bir stil, yaşama tarzı mıydı, yoksa haksızlığa karşı çıkış, eleştirellik miydi?

Korhan Gümüş

Tarlabaşı Soylulaştırılmadan !!!

Posted in destek, haberler, hak mücadeleleri, kampanya, kentsel dönüşüm, söyleşi - panel - tartışma, yaşam alanı, şehir on Aralık 31, 2009 by kontrahaber

Küresel ve yerel sermayenin yaşam alanlarımıza saldırısı, ara vermeksizin devam ediyor.
Şimdi sıra Tarlabaşı’nda…
Yaklaşık üç yıl önce kentsel yenileme alanı olarak ilan edilen Tarlabaşı, kanunsuzluğun ve adaletsizliğin yönlendirdiği bir sürecin ardından yıkımla karşı karşıyadır. Daha önce de zorunlu göçün mağduru olan Tarlabaşı sakinleri tekrar bir sürgünle karşı karşıya kalmak üzereler. Kamulaştırma tebligatlarının evlere yollanmaya başladığı şu günlerde, bizler de çok geç olmadan yaşanacak yıkımlarla ve mağduriyetlerle nasıl başa çıkacağımızı, Tarlabaşı’nın sesini kamuoyuna nasıl duyurabileceğimizi konuşmak üzere Tarlabaşı’nda bir araya geliyoruz. Bu nedenle meseleye duyarlı, bütün toplumsal muhalefet bileşenlerini, grupları ve bireyleri Tarlabaşı’na davet ediyoruz.

4 OCAK 2010 ( Pazartesi )

18:00

TMMOB

Kamusallık Yeniden Çalıştayı

Posted in haberler, kentsel dönüşüm, söyleşi - panel - tartışma, şehir on Aralık 30, 2009 by kontrahaber

Kapitalizmin en derin krizlerinden birini yaşadığı bir dönemde; “kapitalizm”, “devlet”, “kamu” gibi kavramların üzerinde yeniden düşünülmesinin yanı sıra, devlet müdahalesi”, “kamu desteği” ve “kamulaştırma” terimleri ise yeniden gündeme geldi.

Prof. Dr. İşaya Üşür‘ün “Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek Neden Gereklidir?” başlıklı sunuşuyla açılacak olan etkinlikte iki gün boyunca, “Kamusallık Düşüncesinin Gelişimi: Tarih ve Teori”, “Yeni Bir Toplumun İnşasında Ekonominin Örgütlenmesi”, “Dünyada Değişik Kamusallık Pratikleri”, “Toplumsallığın ve Kamusallığın İnşasında Medya ve Yerel Yönetimler” temalı dört oturum ve bir de forum yer düzenlenecek.

8 – 9 Ocak 2010

Odtü Mezunlar Derneği Vişnelik Salonu, Ankara

İstanbul Çıplak / İstanbul is Naked

Posted in film gösterimi, hak mücadeleleri, kentsel dönüşüm, şehir on Aralık 16, 2009 by kontrahaber

Kentsel dönüşüm sürecine karşı, yaşayanların dilinden politik bir manifesto. Sulukule, Tarlabaşı, Tozkoparan…

16 Aralık 2009 – Çarşamba

20:00 – 23:35

Yer: Atilla İlhan Kültür Merkezi

( Meşrutiyet Caddesi, No3/3, Galatasaray Meydanı, İngiliz Konsolosluğu yolu)

Fener-Balat Yenileme Projesini Protesto Eylemi

Posted in destek, eylem, haberler, kentsel dönüşüm, yürüyüş - basın açıklaması, şehir on Aralık 8, 2009 by kontrahaber

Sizlerin de bildiği gibi Fatih Belediyesi haberimiz olmadan evlerimizi, yaşam alanımızı ‘yenileme alanı’ ilan etti; Özel bir şirkete, Çalık grubuna ihale etti ve
projelerini çizerek Yenileme Kurulu’ndan geçirdi. Burada bir halk yaşadığını
dikkate almaya bile gerek duymadı; defalarca sözlü ve yazılı olarak talep
ettiğimiz halde avan projelerimizi bizden sır gibi saklayarak bize vermedi.
Halkın geleceğiyle ilgili bir projeyi halktan saklayarak ne yapmak istedikleri

açıkça ortadadır; Devlet gücünü kullanarak evlerimizi mümkün olduğunca ucuza ele geçirebileceklerini ve buradan yandaş firmaları Çalık Gurubuna trilyonlar kazandıracaklarını hayal etmektedirler. Bizi yok sayarak bunu yapabilme cesaretini nerden bulduklarının hesabını sormanın şimdi tam sırasıdır; Eğer bugün gücümüzü, birlikteliğimizi göstermeden onlara yol verirsek yarın bizi hiçbir şekilde ciddiye almayacak ve her türlü talebimize kulak tıkayacaklardır. Sadece projeyi meclisten geçirmekle kalmayacak evlerimizi yok pahasına elimizden almaya kalkacaklardır… Buna hakları yoktur ama biliyoruz ki bunların hakla adaletle de ilgisi yoktur… Bu yüzden hakkımızı kendi gücümüzle aramaktan başka seçeneğimiz yoktur. Peki bu güç biz de var mıdır? Evet bu güç bizde fazlasıyla vardır; Bir araya geldiğimizde ortaya çıkacak gücü hayal bile etmek zordur… Tarihte şimdiye kadar kazanılmış bütün mücadeleler halkların gücü ve inancı sayesinde kazanılmıştır. Biz buna inanıyoruz ve hep birlikte Fener-Balat-Ayvansaray’ı terk etmeyeceğimizi, evlerimizi Çalık Grubuna peşkeş çekmeyeceğimizi onlara haykırmaya gidiyoruz. Sizlerin katılımıyla sesimiz daha gür ve güçlü çıkacak ve herkes bizi duyacaktır… Hepinizi mücadelemizde bize destek vermeye bekliyoruz…

FENER-BALAT-ATYVANSARAY MÜLK SAHİPLERİNİN VE KİRACILARIN
HAKLARINI KORUMA VE SOSYAL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

9 Aralık 2009 Çarşamba
Saat:  15.00-16.00
Yer: Fatih Belediyesi Önü