Archive for the özel güvenlik terörü Category

Murat Tokmak, Serdar Gülyüz [ odtü’ den özel güvenlik faaliyetleri ]

Posted in özel güvenlik terörü, faşizm, haberler, hak mücadeleleri on Aralık 17, 2009 by kontrahaber

Özel güvenlik biriminin tacizine uğrayan E.D. ile yaptığımız röportajı
aşağıda yayınlıyoruz. Röportaj yapıldıktan sonra açıklanan karara
göre, tacizci güvenlikçi yalnızca “sözlü uyarı cezası” aldı. E.D. ise,
işin peşini bırakmayacağını duyurdu.

soL: Olayı baştan anlatabilir misin?

E.D. : 3 Ekim Cumartesi günü saat 17 sularında topluluk odasını
temizlemeye gittik kız arkadaşımla beraber. O da topluluk üyesi, ben
de topluluk üyesiyim hatta topluluk başkanıyım. Topluluk odasını
yaklaşık iki saat süren bir zamanda temizledik. Bu temizleme işi zaten
gönüllü olarak yapılan bir iş. Zaten okul başlarında ve yılbaşlarında
temizliyoruz. Temizlikten sonra saat 7 gibi kız arkadaşım ile beraber
satranç oynamaya karar verdik. Yere battaniye serip, oynamaya
başladık. Saat 8’e doğru aniden bir el bizim topluluk odamızın
perdesini yırtmaya çalıştığını gördük ve hemen dışarıdan biri hızlı
bir şekilde kapıya vurmaya başladı ve “Çıkın dışarı, ahlak polisini
çağıracağız” demeye başladı. Ani bir hareket olduğu için biz korktuk
ve normalde ODTÜ görevlisi olacağını bile düşünmedik. Hatta arkadaşım
çıkma dedi ancak ben çıkıp bakacağımı söyledim. Çıktım ve kapıyı açtım
ama kapı kilitlenmişti çünkü karşı topluluk odasında arkadaşlar vardı.
Onlar da kilitlemiş olabilir biz de kilitlemiş olabiliriz. Aynı
topluluk odasının iki girişi var, sağ tarafı bize ait ve sol tarafı
başka bir topluluğa ait. İç kapı maalesef kapanmıyor. Dolayısıyla açık
bırakmamız halinde orada bulunan bilgisayarların ve diğer ekipmanların
başkaları tarafından çalınması söz konusu.

soL: Topluluk odanız nerede?

E.D. : Topluluk odası birçok topluluğun yerleşik olduğu Türk Halk
Bilimi Topluluğu’nun barakasının yakınındadır. Kapıya vurmaları
üzerine ben çıkıp kapıyı açtım. İki görevliyle karşı karşıya kaldım.
Biri zaten yüzüme fener tutuyordu. Bana ilk sorduğu şey içerde kim var
ve kaç kişisiniz oldu. Ben dedim ki, iki kişiyiz. Hemen içeri
girdiler, topluluk odamızda arama yaptılar. Herhangi bir şey
bulamadılar. Bunun üstüne siz burada ne yapıyorsunuz, ne için geldiniz
gibi sorular sormaya başladılar. Ben satranç oynadığımızı söyledim.
Çıkın dışarı, biz sizin oynadığınız satrancı biliyoruz, ahlak polisini
arayacağız, evinize şu şekilde yakaladık bu şekilde yakaladık diye
yazılar gelecek diye bizi tehdit ettiler. Ayrıca, okuldan atılırsınız,
topluluğunuzu kapattırırız tehditlerinde bulundular. Bunun üzerine
kimi çağırıyorlarsa çağırmalarını, amir mi olur ahlak polisi mi,
çağırın dedim ve zaten biz ifademizi vereceğiz, ortada öyle bir şey
olmadığı ortaya çıkacak. Bu sözlerim üzerine sinirlendiler.
Görevlilerden biri “biz iki kişiyiz, iftirayı atarız ve birbirimize
şahit çıkarız ve hiçbir şekilde ispatlayamazsınız” dedi. Ben de
çağırıp, istediğinizi yapın dedim. Bunun üstüne görevli “siz laiklik
diyeceksiniz ama Türk milletine laiklik çok ters bir kavram. Şimdi siz
burada eşitlik, özgürlük diyorsunuz ama benim bıyığım söz konusu
olduğunda ülkücü diye izin vermiyorsunuz. Niye ben burada bıyığımı
istediğim gibi bırakmayayım?” dedi.

Ben de yabancı bir öğrenci olduğumu, Türk siyasetine fazla
karışmadığımı belirttim ve görevli “biz ülkücüyüz diye eziyorsunuz,
biz bilmiyor değiliz bunları ve zaten ben senin solcu gruplara üye
olmadığını biliyoruz, üye olsan zaten şu merdivenlerden yuvarlanırdın”
ve “biz zaten solcu bebeleri afiş asarken az kovalamadık” ifadelerini
kullandı. Ben hala bir şey yapamayacaklarını, polis çağırmalarını
söyledim. Tartışırken, yukarı doğu çıkmaya başladık. Görevliler şöyle
bir ifade de kullandılar, ” Biz zaten Müzik Topluluğu’nda da solcu
bebeleri bu şekilde bastık, korkuttuk ama işte aralarında Hacettepeli
bir kız vardı bir şey yapamadılar”. Yukarıya doğru çıktığımızda
anahtarlarımızı ve kimliklerimizi geri verdiler ve bir daha o topluluk
odasında bizi görmeyeceklerini söylediler ve gittiler.

Ayrıca tartışma boyunca ODTÜ’ye bir sürü hakaret ettiler “ben olsam
ODTÜ’ye kızımı göndermem, bir sürü pislik yuvası alkol alıyorlar, her
şeyi yapıyorlar.” Özellikle kız arkadaşıma “siz burada fahişelik
yapmayı biliyorsunuz” gibi bir ifade kullandı. Daha sonra görevliler
Makine Mühendisliği’ne doğru gitmeye başladılar ve benim mp3 çalarım,
cüzdanım, her şeyim topluluk odasında kaldı. Dolayısıyla topluluk
odasına geri döndük ve geri geleceklerini hiç tahmin etmedim çünkü
olayın üstünden beş dakika geçmişti. Tam topluluk odasına girdik hatta
ışığı yakacak kadar bile zaman olmadı, tekrardan kapı vuruldu ve hemen
içeri girdiler ve bana “sen ne şerefsiz adamsın buraya gelmemeni
söylemedik mi” gibi ihtarda bulundular. Bu kadar kısa zamanda buraya
gelmeleri ancak bizi takip etmiş olmaları ile mümkündür. Zira
görevlilerin görev alanı çok büyüktür oraya hemen beş dakika sonra
gelmeleri mümkün değildir. Ben de kendilerine bizi buradan çıkarmaya
haklarının olmadığını, burasının bizim topluluk odamız olduğunu ve bu
şekilde davranamayacaklarını belirttim ve görevli olduğunuza dair
kimliklerini görmek ve nöbetçi amirliği buraya çağırmalarını
istediğimi söyledim. Görevli kesinlikle kimlik vermedi ve ” ben senin
gibi şerefsize ne kimliğimi veririm ne de ismimi söylerim” dedi.
Nöbetçi amirliği de çağırmadılar. Ayrıca hocaları da bu şekilde
bastıklarını söylediler ve bunun üzerine fizik bölümüne gidelim ve
hocalara da böyle davranabilecek misin diye sordum. Bu söylediklerimi
görmezden geldiler ve kolumuzdan tutup, dışarı çıkarttılar. İçerde
eşyalarımın olduğunu söyleyince, al ve çık dediler. Sonra eşyalarımı
aldıktan sonra topluluk odasını kilitleyip, dışarıya kadar götürdüler.
Burada bir daha görmek istemedikleri tehdidini bir kez daha
yinelediler.

soL: Bu görevlileri daha önce de görüyor muydunuz?

E. D. : Ben dört yıldır o topluluğa üyeyim, gidip gelirim topluluk
odasına ve hiçbir şekilde böyle bir olay başıma gelmedi. Adamları daha
sonra birçok kez gördüm ama ondan önce tanımadığım için hiç dikkatimi
çekmemişti.

Olayın hemen arkasından yani Pazartesi günü kız arkadaşımla birlikte
ODTÜ Mediko’ya gittik. Kız arkadaşıma cinsiyeti üzerinden yapılan
hakaretler onu oldukça etkiledi, ben de bu olayların gerginliği
yüzünden uyku problemi çekiyordum ve o hafta da çok önemli bir sınavım
vardı. Bu sebepten psikolojik yardım almak istedim, bana uyku ilacı
verildi, kız arkadaşıma da yoğun bir biçimde psikolojik tedavi
uygulanması gerektiği ifade edildi. Elimizde şuan bizzat ODTÜ`nün
Psikolojik ve Danışma merkezinden alınmış raporlar da mevcut, tutanak
da tutuldu.

Bunun üzerine biz Kültür İşleri’ne başvurduk, Kültür İşleri’nin müdürü
bizim topluluğumuzun zaten olmadığını, kapatıldığını vurgulamaya
başladı. Bunun üzerine yabancı bir öğrenci olduğumu, konsolosluğu da
devreye sokacağımı söylediğim zaman beni İç Hizmetler Müdürü ile
görüştüreceğini söyledi. İç Hizmetler Müdürü o gün uygun değildi ben
de Salı günü İç Hizmetler Müdürlüğü’ne gittim ve aynı zamanda dilekçe
de yazdım. Ertesi gün Kültür İşleri tarafından topluluk odasının
anahtarı değiştirildi, Mimarlık Fakültesi akademisyenlerinden Çağatay
Keskinok bizim danışman akademisyenimiz ve ona topluluğun
kapatıldığına dair bir bilgi gelmemişti, bu olayın ardından danışman
akademisyenimiz Kültür İşleri’ne başvurup topluluğumuzu yeniden
açtırdı.

Ben İç Hizmetler Müdürlüğü’ne gittim, görevlinin isminin Serdar
olduğunu bildiğimi ve görevlinin kendi ifadesiyle ülkücü bıyığının
olduğunu belirttim. İç Hizmetler böyle çalışanların olduğunu
sanmadıklarını yine de gerekeni yapacaklarını söylediler ve bizi
güvenlik şefi Orhan Bey’e yönlendirdiler. Şef bize o gece görevli
olanların fotoğraflarını gösterdi ve aralarından hiçbiri değildi, şef
bazı görevlilerin fotoğraflarının eksik olduğunu söyledi. Biz
tekrardan müdürlüğe geldik orada tespit edemediğimizi söyledik, eksik
olan fotoğraflar tamamlansın sizi tekrardan teşhis etmeniz için
çağıracağız dediler. İsmi Serdar olan görevlinin fotoğrafı yoktu
mesela. Üstünden 1 haftaya yakın zaman geçti ama bizi hala
çağırmamışlardı, ben de Müdür Bey’e gittim olayın peşini bırakmaya
niyetimin olmadığını söyleyince, “teşhis ettirelim o halde” diyerek
yüz yüze teşhis etmemizi istediler ben de kız arkadaşımın ruhsal
durumunun tekrardan bozulmaması için böyle bir olaya pek sıcak
bakmadım ama mecburen gittik. Şefin durduğu camekânın arkasına geçtik,
birini hemen tespit ettim, diğer görevli yoktu. Orhan Bey ben sizin
kimi diyeceğinizi zaten tahmin ediyorum o da birazdan gelecek dedi. Bu
görevliler üstlerindeki görevlilere böyle bir olayın yaşandığını
belirtmemişler ve en sonunda biz görevlileri tespit ettik, gerekenin
yapılacağını söylediler. Görevlilerin isimleri Murat Tokmak ve Serdar
Gülyüz imiş.

Olayın üstünden belli bir süre geçti ve bana bir telefon geldi,
“olayla ilgili sizin BookStore Müdürü Müge Hanım ile görüşmeniz
isteniyor” diye. BookStore’da 3-4 saate yakın soruşturma yapıldı özel
hayatımızla ilgili sorular soruldu. Kız arkadaşımla imam nikâhlı olup
olmadığımı sordular, böyle bir sorunun sorulmasını hakaret olarak
algıladığımı belirttim. Böyle resmi bir sorgulamada BookStore`un
Müdürü’nün etrafta öpüşen çiftleri görmekten rahatsızlık duyduğunu,
akşam 8’den sonra kız arkadaşımla yalnız olmamam gerektiğini, bunun
Türk adetlerine ters olduğunu söyleyerek tavsiyelerde bulundu ve
bunların önlenmesi gerektiğini belirtti. İfade sırasında benim
yapmadığım veya söylemediğim şeyleri çeşitli kelime oyunları ile bana
söyletmeye çalıştılar.

Benim ardımdan kız arkadaşım sorgulandı, müdür, kız arkadaşıma da
görevliler sizden yaşlı onlara, yine Türk adetleri vurgusunu yaparak,
hürmet göstermeniz gerek demiş. Soruşturmanın ne zaman sonuçlanacağını
belirtmediler ardından bizi ifadelerimizi imzalamak için çağırdılar.
Yazıya dökülen soruşturmada düzenlemeler ve kısaltmalar yapmışlardı,
mesela benim ifademe şöyle bir cümle eklemişler “Ben Kuran’ı okudum,
Kuran’da bu adamın yaptıkları yanlış”. Müdüre böyle bir yorumda
bulunmadığıma dair itirazda bulundum ve ifadeden çıkartırdım. İfadeyi
bitireceğim sırada fark ettim ki, şahit kısmında orada olmayan birinin
isminin ve imzasının yer aldığını gördüm. Paravanın arkasından biri
çıktı ve şahidin kendisi olduğunu söyledi, sorgulama sırasında
konuşmalarımızı dinlemediğini belirttim. BookStore Müdürü “rencide
olmayın” diye orada durmasını istedim gibi bir ifade kullandı. Böyle
bir soruşturmada şahidin gizli tutulmasının bir suç olduğunu
belirttim, bunu kabul edemeyeceğimi söyledim. Müdür, böyle bir kural
olduğunu bilmediğini şimdi eklemek durumunda kaldığını ifadenin sesli
olarak okunup iki tarafın da onaylamasıyla tamamlanabileceğini aksi
halde tekrardan soruşturma yapmak zorunda kalınacağını söyledi. İfade
de bazı yanlışlıklara neden olmasına rağmen kabul ettim. Aynı olay kız
arkadaşımın da başına gelmiş.

Bu soruşturmanın bir yere varmayacağını anlayarak ÖTK’ya başvurmaya
karar verdim. ÖTK başkanına elektronik posta aracılığı ile ulaştım ve
olayları anlattım. Bunun üstüne İç Hizmetlerle görüşmeye giden ÖTK
görevlilerine, “siz bu olaya bulaşmayın, kendinizi kullandırmayın Enis
kendini ülkücü olarak ifade etmiş, bu öğrenciler uygunsuz olarak
yakalanmış” gibi aslı olmayan sözler söylenmiş. Ben ülkü ocaklarıyla
hiç bir ilişkisi olmayan, öyle bir görüşe sahip olmayan bir insanım.
Bunun dışında İç Hizmetler de, Kültür İşleri de karşı tarafında iki
kişi olduğunu ve konu hakkında sağlıklı bir bilgiye ulaşılamayacağını
vurguladılar. Yine İç Hizmetler müdürü ÖTKya bizim adamları
resimlerinden teşhis edemediğimizi iddia etmiş. Adamların resimleri
bize sunulan resimler arasında yoksa ki yoktu, tabi teşhis edemeyiz.
İç hizmetler müdürünün bunu bile bile ÖTK’ya yalan söylemesi ve bizi
yalancı göstermeye çalışması açıkçası beni çok üzmüştür.

Mediko’nun psikyatri bölümünden aldığımız rapor ise göz ardı
ediliyordu.Yetkililer böyle bir belgeyi kendilerinin alamayacağını
çünkü mahkeme olmadıklarını belirtiyorlardı. Cinsel ilişkiye
girdiğimiz yönünde yapılan suçlamalara karşı temiz raporu
alabileceğimizi İç Hizmetlere söylediğimizde bunun bir suç olarak
yazılamayacağını, belgeler arasına eklenmesinin gerekmediğini
belirtirken ÖTK’dan gelen arkadaşlarımıza ise uygunsuz durumda
bulunmuşlar gibi sözler söylemişler. Soruşturmanın gizliliğini
kullanarak bize soruşturmanın nasıl yürütüldüğü hakkında detaylı
bilgiler verilmiyor. Bizi taciz eden bu görevlileri teşhis ederken bir
tutanak tutulup tutulmadığını da bilemiyoruz ve bunun bilgisine de
ulaşamıyoruz. Ayrıca okulda herhangi bir öğrenci alkol alırken
yakalanırsa ona soruşturma açılabiliyor fakat öğrencilere hakaret
edilen ve özel yaşamlarına müdahale edildiği bu gibi olaylarda ön
soruşturma açılıyor.

soL: Bunun sonrasında hukuki bir süreç başlatmayı, dava açmayı
düşünüyor musunuz?

E. D. : Konsoloslukla görüşmeye başladım, konsolosluk aracılığıyla bir
şeyler yapmayı düşünüyorum. Bir avukatla görüştüm ve bunun çok
uzayabileceğini söyledi. Ben de yurtdışına döneceğim için bunun
takibini yapma konusunda çekincelerim var. Ama önemli olan zaten
ODTÜ’nün bu olayı çözmesi. Eğer ODTÜ kendi öğrencisine sahip
çıkamıyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Ben hiçbir şekilde
geri adım atmayacağım ve hiçbir çekincem yok.

Reklamlar